
paul auster'ın hikayesinden çekilen smoke filminde "noel hikayesi" yazmaya çalışan bir yazar vardı. hikaye noel günü yayınlamak üzere new york times tarafından sipariş edilmişti. yazarımız teklife önce evet demiş ama sonradan "aşırı duygusal" olmayan bir noel hikayesi nasıl yazılır diye sıkıntılara gark olmustu. sonunda mahalledeki tütüncünün yardımıyla içinden yılbaşı ağacı, noel baba ve parlak yaldızlı süsler geçmeyen fakat yine de etkileyici bir hikaye yazmayı başarmıştı. ben de bu yılbaşı için bir şeyler yazmak istedim, benim öyle "ay içinden noel baba geçmesin, cool olsun" dertlerim de yoktu ama vakit bulamadım işte. her aksam birtakım ofislerde yılbaşı kutlamaları (ilk kez karaoke yaptım bu arada, müthiş eğlenceliymiş), bu akşam yine bir arkadaşın evinde yılbaşı kutlaması derken yılbaşı hikayesi falan yazılamadı. halbuki yazsaydım hem çok duygusal, hem de komik olucaktı (içinde noel baba kılığı giymiş sıska askerler, askeri bandoyla bangır bangır "jingle bells" çalınan bir orduevi, bir otobüs dolusu yılbaşı heveslisi çocuk ve yaşadığı büyük hayalkırıklığı ve gözyaşlarıyla anne-babasını sorgulayan bir küçük neolitik hanım olacaktı. neyse, belki seneye yazılır. hala iyi bir hikaye bence.
"kişisel olarak bu yıldan pek memnun kalmadım" yazacaktım ama baktım, sonuna doğru toparladı gibi, ya da ben artık asap bozucu bir sürü şeyi o kadar da ciddiye almamaya başladım, kendimi neşeye, yılbaşı kartlarına, arkadaşlar için küçük hediyelere vererek neredeyse mutlu diyebileceğim bir ruh haliyle giriyorum yeni yıla.
dün eskişehir'den okul arkadaşım bir e-mail yazıp, gönderdiğim yılbaşı kartı için teşekkür etmiş ve yeni yıl için spesifik bazı dileklerde bulunmuş, "doğan apartmanında bir daire, iyi bir master programı" (illa ki benim master yapmamı, akademisyen olmamı istiyor, kendisi öyle çünkü). doğan apartmanı da ikimizin yıllardır kurduğu bir hayaldir, istanbulluların çoğu bilir, bilmeyenler şu sayfaya bakabilir, yıllar önce bir yılbaşı partisine gitmiştik o apartmana ve o zamandan beri hastasıyız. daha o zaman okan bayülgenler, sezen aksular felan keşfetmemiş idi apartmanı, şimdiki gibi milyon dolar değerinde değildi daireler. neyse, cevap yazdım "kızım bu yıl tam bilet aldık, 30 milyon çıkıcak, ben doğan apartmanını komple satın alıcam, ne dairesi" diye, canım ya hemen, "ayy bize de bi daire ayırırsın diy mi?" diye sormuş. "ayıpsın, ayırmam mı hiç?" diyerek içini rahatlattım :) sonra baktım gercekten 30 milyona alınır mı şu apartıman diye, nerdee, 49 daire varmış, 1 milyon dolardan hesaplarsan ı-ıh yetmiyor para, neyse dedim 5-10 tane alırız, büyük dairelerden birine ofisi taşırız, kalanlara da biz ve arkadaslar yerleşiriz, oh mis! tünel iki adım ötende, manzara süper! daha ne olsun!
öyle işte, son haftalarda "yılbaşı da yılbaşı" diye epey kafa ütüledim ama bitiyor, herkese neşeli bir yılbaşı ve bol güzel haberli bir yeni yıl diliyorum.





