<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676</id><updated>2010-03-22T10:20:29.724+02:00</updated><title type='text'>neolitik hanım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>270</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1001580155847365460</id><published>2010-03-12T14:33:00.000+02:00</published><updated>2010-03-12T14:33:23.814+02:00</updated><title type='text'>boğazlarım</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5o0G7t9xYI/AAAAAAAABXo/3Tg5rAiHNKM/s1600-h/baljjj.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5o0G7t9xYI/AAAAAAAABXo/3Tg5rAiHNKM/s320/baljjj.JPG" vt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;annem öyle der, ben de öyle diyorum etraftakiler gülüyorlar, "boğazlarım ağrıyor" insanın kaç boğazı var, bir herhalde ama olsun, "boğazlarım ağrıyor" demek hoşuma gidiyor. ağrımın şiddetini vurguluyor, nadiren hastalanan (çok şükür) biri olduğumdan bu tür ağrı-sızı fırsatlarını (!) abartasım geliyor. yaşlanıp 80'lik bir ihtiyar olursam da "yanlarım ağrıyor" diycem, bir de o yaşı görürsem, parlak pembe/kırmzı bir rujum olacak, artık iyice incelmiş, büzülmüş dudaklarıma sürüp gezicem. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;hafta başından beri boğazıma yerleşmiş bol tüylü bir kedi var sanki, kâh tüyleriyle boğazlarımda delice bir kaşıntıya sebep oluyor ya da tırmalıyor, acıtıyor. ilaç kullanmaktan kıllanan biri olarak bal+zencefil, ılık bitki çayları gibi konvansiyel tedbirlerle meseleyi çözmeye çalışıyorum ama pek faydasını göremedim. daha madrid seyahatinin geri kalanını yazacaktım.. haftasonu geçer belki, du bakalım. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1001580155847365460?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1001580155847365460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1001580155847365460&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1001580155847365460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1001580155847365460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/03/bogazlarm.html' title='boğazlarım'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5o0G7t9xYI/AAAAAAAABXo/3Tg5rAiHNKM/s72-c/baljjj.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-5071783047723756945</id><published>2010-03-08T18:00:00.000+02:00</published><updated>2010-03-08T18:00:30.237+02:00</updated><title type='text'>retiro park, cocido, churros...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5UeNcgtVTI/AAAAAAAABXY/QsOzosCub9w/s1600-h/4414958946_9ebc89c1e2_o.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5UeNcgtVTI/AAAAAAAABXY/QsOzosCub9w/s320/4414958946_9ebc89c1e2_o.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;"madrid madrid", nerden başlamalı anlatmaya? bi kere ekşi sözlükte ankara'ya benzeterek büyük haksızlık etmişler, alakası yok! o caanım parklar, müzeler, geniiş bulvarlar, şehrin altını karınca yuvaları gibi saran ve tıkır tıkır çalışan metro sistemi. vitrinleri zevkle düzenlenmiş dükkanlar, oyuncakçılar, kitapçılar. barselona da güzeldir elbet, görmedim henüz ama ben gezdiğim, gördüğüm, güneşli, rüzgârlı, bulutlu sokaklarında dolandığım madrid'den memnun ayrıldım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- gri, yağmurlu istanbul'dan, güneşli, pamuk gibi beyaz bulutlu bir madrid'e inince pek sevindim bi kere. gerçi sonradan bozdu hava bir-iki gün ama olsun. madrid'de yaşayan arkadaşların evi şehre pek uzak degildi, "oo bir hafta çok bile, üç günde bitirirsiniz şehri gezmeyi" dediler, biraz abartılıydı tabiy ama kaldığımız sürede gidilecek-görülecek yerlerin çoğunu bitirdik. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- şehir turuna pazartesi günü müzelerin çoğu kapalı olduğundan retiro park'tan başladık. çok büyük bir alana yayılmış, çeşit çeşit ağaçlar, heykeller, kristal saray diye muhteşem bir bina, sarayın önündeki gölün içindeki ağaçlar, havuzlar, çeşmeler vs. madrid'de yaşıyor olsam her fırsatta kitabımla, ipodumla soluğu bu parkta alırdım kesin. haftaiçi olduğundan parkta pek kimse yoktu, birkaç turist, bir de tarot falı bakan romanlar -ispanyolca bilmediğimizi anlayınca pek bulaşmadılar-.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- retiro park'tan sonra botanik bahçesi'ne gittik, -bize çiçek, böcek, ağaç olsun zati- oranın da hastası oldum. gerçi şimdi kış sonu bir sürü bitki henüz uykuda idi ama kamelyalar açmıştı, nergisler, birtakım adını bilmediğim mor çiçekler... çok şirin bir dükkan vardı bahçede, ordan envai çeşit domates tohumu aldık, bu ara dikmemiz gerekiyormuş. bakalım...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- park bahçe turundan sonra meşhur sol meydanına gittik, madrid'in simgesi ayı heykelinin, restoranların vs. olduğu yere. çok acıkmıştık, kendimizi ilk gördüğümüz yere attık ama pek de memnun kalmadık, 80'ler çalıyordu, plastik çiçekler, kağıt masa örtüleri vardı. bizim esnaf lokantaları havasındaydı ama oraların yemekleri genelde iyi olur, burdaki vasattı. hadi ordan çıktık, sol meydanından yürüyüp plaza mayor'a vardık, hani şu dört tarafı binalarla çevrili ünlü meydan. orda daha güzel restoranlar, kafeler vardı, keşke biraz daha sabretseymişiz. meydanda avrupa şehirlerindeki klasik performans insanları vardı, kocaman takma memeleri, poposu olan yelpazeli bir adam (bkz ilk yazıdaki resim), elinde sopasıyla ortaçağdan kalma bir cadı, askeri üniformalı donuk bi tip vs. bir de iki yaşlarındaki oğlunu tasma benzeri bir aparatla gezdiren bir adam gördük. tövbe tövbe!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- müze turunu uzun uzun anlatmayayım, en önemli üç müzeyi de ayaklarımıza kara sular inene kadar gezdik, reina sofia müzesinde picasso'nun meşhur guernica'sı önünde uzun uzun vakit geçirdik, keza prado müzesi'nde hieronymus bosch'un hastası olduğumuz "The Garden of Earthly Delights" (dünyevi zevkler bahçesi diye mi çevirmeli) tablosu ve diğer resimlerini ince detaylarına kadar inceledik, bosch o tabloları çizerken ne içiyodu, biz de ondan istiyoz diye espri yaptık :) kafa on milyon olmadan zor çıkar o resimler biraz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;-goya, dali, miro, valesquez, van gogh, picasso, gaugin, klee, matisse, almanya'da tanıyıp sevdiğim jawlensky, adını şimdi hatırlamadığım bilumum hollandalı ressamlar, hepsinin hatırını sorduk. ve tabii edward hopper'ın resimlerinin de. onu en sona bıraktığımız Museo Thyssen-Bornemisza'da bulduk. yakından bakınca gördüm, kızın elindeki kitap felan değil, ince broşür gibi bi şey. tablonun önüne benim gibi manyaklar uzun uzun bakabilsinler diye bir bank koymuşlar sağolsunlar. çıkışta resmin büyükçe bir posterini aldık, tabii bilumum buzdolabı mıknatıslarından da. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- şehrin simgesi turistik objelere kıl oluyorum biraz, eli yüzü düzgün olanları pahalı oluyor, ucuzları da alınır şeyler diyil. o yüzden genelde müzelerden resimli buzdolabı mıknatısları, ayraçlar, kartpostallar alıyorum artık. hem bavulda yer de kaplamıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;- şu noktada "amaan bu neolitik hanım da müzeydi parktı, hep kültür turizmine mi vermiş kendini peeh" deme ihtimalinizi düşünerek rotamı hemen yeme-içmeye çeviriyorum. valla, ispanyol mutfağını çok parlak bulmadım ben, ukalalık olmasın ama tapas denilen mezelerin alası bizde var, deniz ürünleri dersen benim tercihim biraz işlenmiş, muamele görmüş olmalarıdır, karides tereyağında bişecek, kalamar tavanın sosu olacak -ki çok fazla tüketemiyorum, deniz ürünlerine alerjik bi bünyem var- neyse, belki ben kıymetini bilemedim. cocido diye ispanya'nın meşhur bir yemeği varmış mesela, orada yaşayan bir arkadaş anlata anlata bitiremedi, şöyle güzel böyle bilmem ne, e bildiğin nohut, lahana haşlaması ve bilumum etlerden yapılmış bi şey geldi. hayır severim nohutu, lahanayı da öyle efsane bir yönü yoktu yani. neyse, daha bitmedi yeme-içme mevzu. daha çikotalı churros'u anlatmam lazım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-5071783047723756945?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/5071783047723756945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=5071783047723756945&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5071783047723756945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5071783047723756945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/03/retiro-park-cocido-churros.html' title='retiro park, cocido, churros...'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5UeNcgtVTI/AAAAAAAABXY/QsOzosCub9w/s72-c/4414958946_9ebc89c1e2_o.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1056918856645474844</id><published>2010-03-08T00:06:00.001+02:00</published><updated>2010-03-08T00:07:26.025+02:00</updated><title type='text'>madrid cehenneminden geliyorum!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5Qh5bEz-fI/AAAAAAAABXQ/Qcy9OG_QVuU/s1600-h/madrid19.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5Qh5bEz-fI/AAAAAAAABXQ/Qcy9OG_QVuU/s320/madrid19.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;siz aşağıdaki linkten fotolara bakadurun, yazıyı anca toparlarım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/94463516@N00/"&gt;&lt;strong&gt;madrid-toledo fotoğrafları&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;(başlığın yazıyla ilgisi yok, juicy olsun diye attım ehehe :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1056918856645474844?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1056918856645474844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1056918856645474844&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1056918856645474844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1056918856645474844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/03/madrid-cehenneminden-geliyorum.html' title='madrid cehenneminden geliyorum!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S5Qh5bEz-fI/AAAAAAAABXQ/Qcy9OG_QVuU/s72-c/madrid19.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-7983488354009361772</id><published>2010-02-26T12:39:00.000+02:00</published><updated>2010-02-26T12:39:34.401+02:00</updated><title type='text'>"hotel room"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4ekFFmlwRI/AAAAAAAABXI/TEw5YeG3DwA/s1600-h/hopper_hotel-room.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4ekFFmlwRI/AAAAAAAABXI/TEw5YeG3DwA/s320/hopper_hotel-room.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;bir miro olsun, bir picasso, goya (dali'yi saymıyorum, nedense öteden beri pek sevmem resimlerini), bütün bu ispanyol ressam abileri seviyoruz, beğeniyoruz lakin galiba en çok edward hopper resimlerini yakından görücem diye seviniyorum. Madrid'deki Thyssen-Bornemisza Müzesi'nde dört tane eseri varmış. bir tanesi de sayfada gördüğünüz Hotel Room. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;resimdeki kadın yalnız görünüyor, pek çok hopper resmi gibi melankolik bir havası var ama bence kadın yalnız değil, sevgilisiyle seyahat ediyorlar, adamın işi varmış erken çıkmış odadan, odanın bizim görmediğimiz köşesinde onun da eşyaları var, akşam kadını yemeğe çıkaracak, kadın o saate kadar odada aylaklık ediyor, tam giyinmeye hazırlanırken yanında getirdiği sürükleyici polisiyeye gözü takılmış, dur birkaç sayfa okuyayım demiş ama bir türlü elinden bırakamamış. gerçi kitap sürükleyiciymiş ama kadının gözleri bazen okuduğu kitaptan, yerde duran dans ayakkabılarına takılıyormuş. kimbiler belki ilk kez geldikleri bu şehirde geçirecekleri ilk gecede dansa da giderlermiş...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-7983488354009361772?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/7983488354009361772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=7983488354009361772&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/7983488354009361772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/7983488354009361772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/hotel-room.html' title='&quot;hotel room&quot;'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4ekFFmlwRI/AAAAAAAABXI/TEw5YeG3DwA/s72-c/hopper_hotel-room.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-2632634314395590916</id><published>2010-02-23T19:18:00.000+02:00</published><updated>2010-02-23T19:18:03.346+02:00</updated><title type='text'>“bi sıkıntı olmasın?”</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4QL_Y7xEAI/AAAAAAAABWw/4uFgOZNT-sY/s1600-h/konya+kedi.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4QL_Y7xEAI/AAAAAAAABWw/4uFgOZNT-sY/s320/konya+kedi.JPG" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;konya melike hatun çarşısındayız (kadınlar pazarı diye de biliniyor), yüksek tavanlı bir mekan, ortada sebze-meyveciler, kenarlarda da sakatat, peynir, zeytin satan dükkanlar. konya'nın meşhur küflü peynirinin peşindeyiz, girer girmez ilk dükkanda rastlıyoruz, kocaman, yeşil bir kütle, “ha bu muymuş” diyoruz, biraz şüpheli tonda. rokfor'a benziyor ama bu biraz fazla küflü diyil mi diye kıllanıyoruz hafiften. çarşıyı gezmeye devam ediyoruz, vitrinlerde envai çeşit sakatat var, kuyruk yağları, işkembeler, kuzu böbrek vs. "dana zıpkın" yazan şeylere takılıyor gözüm, hafif yağlı yuvarlacık parçalar, “allah allah, hayvanın neresi ola bu” diye merak ediyoruz ama sormak aklıma gelmiyor. bi cesaret, küflü peynirin tadına bakıyorum, “aa gayet güzel”, rokforu andırıyor ama yağsız ve daha hafif bir aroması var. "bir parça alayım" diyorum ama bi yandan da satıcıya sormadan edemiyorum: “küflü ya bu şimdi, bi sıkıntı olmaz diy mi? "amma yaptın abla, öyle olsa konya'da adam kalmaz" diyor işbilir esnaf :) "tamam" diyorum, "biraz küflüden, biraz da şu çörek otlu yerli tulumdan alayım." bi yandan küflü peynirleri uçakta bagaja vermek gerek diye düşünüyorum, yoksa "neo, kokuşuk peynirler ve uçak maceralarına" üçüncüsü eklenebilir. bi yandan da dr house dizisinde küf yüzünden yaşanan tuhaf hasta vakaları aklıma geliyor. neyse takılmayalım, bütün konya yiyormuş işte! peynirleri, meşhur bamya çorbasından eve dönünce de yapmak üzere aldığımız dünyanın en küçük kuru bamyalarını ve meşhur konya şekerlerimizi otele bırakmak üzere ordan ayrılıyoruz. (sonra google'dan baktım, "dana zıpkın" dana kuyruğu imiş, ehem..)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;çarşı pazar işinden önce mevlana türbesini ziyaret ediyoruz, klasik bir sürü japon turist var etrafta, hava çok soğuk, türbenin taş duvarları havayı daha da mı soğutuyor ne, türbenin bir kısmında restorasyon var, ziyarete açık alanları geziyoruz, ofisten bir arkadaşa konya'dan ne istersin diye sormuştum, düşünüp bir şey bulamayınca, mevlana'ya selam söyle bizden yeter diye cevap vermiş, ben de eyvallah demiştim, okuduğum fatiha'nın ardından onun selamını iletiyorum. mevlanın hayatına, o dönemdeki konya'ya ait bilgilendirici bir levha, bir broşür falan arıyor gözlerim ama yok, allahtan yanımızda tanpınar'ın beş şehir'ini almışız, akşam oradan epey bir şey öğreniyorum. daha önce de bursa seyahatine götürmüştük kitabı, cumalıkızık'ta kaldığımız konağın balkonundan gün batımlarında okuyorduk, pek güzel oluyordu. konya için de şöyle diyor tanpınar:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #0b5394; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;“Konya insanı ya sıtma gibi yakalar kendi âlemine taşır, yahut ona sonuna kadar yabancı kalırsınız. Meram bağlarının tadını alabilmek için ona yerli hayatın içinden gitmek lâzımdır. Konya tıpkı Mevlevîlik gibi bir nevi &lt;em&gt;initiation&lt;/em&gt; ister. Bu alışma bittikten sonra şehir yavaş yavaş size, tıpkı bugün için verebileceği her şeyi verdikten sonra, sizden uzakta geçmiş çocukluğunu ve gençliğini de hediye etmek isteyen, kesik, başı boş hatırlamalarla onları anlatan, güzel ve sevmesini bilen bir kadın gibi mazisini açar. Ve siz dinlediğiniz bu hikayelerin arasından sevdiğiniz, güzelliğine ve olgunluğuna hayran olduğunuz kadını nasıl şimdi küçük ve nazlı bir çocuk, biraz sonra ürkek bir genç kız veya ilk aşkların, heyecanların içinde henüz çok tecrübesiz bir kadın olarak görür ve hiç tanımadığınız o günlere ait bin türlü sevimliliğin, cazibenin, tuhaflığın, korku ve telaşın, azabın arasından onu başka bir mahlûk gibi sevmeye başlarsanız, Konya’yı da bu yeni tanıdığınız hüviyetiyle öyle yeni baştan, onunla beraber bu geçmiş zamanına eğilerek ve adeta ona hasret çekerek ve artık bu maziyi ve onun kudretini iyice tanıdığınız için onun arasından bütün bütün sizin olacağına inanmayarak sever ve tanırsınız."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4QMNVnLdJI/AAAAAAAABXA/8O_kOWUn2Ws/s1600-h/cini.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4QMNVnLdJI/AAAAAAAABXA/8O_kOWUn2Ws/s320/cini.bmp" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Bu şahane Tanpınar alıntısından sonra yazmaya devam etmek de riskli iş, “bana bu kadarı yeter, yazmış işte üstad, neolitik hanım’ın yeme-içme ayrıntılarıyla dolu zırvalarını nabayım” diyebilirsiniz ki hakkınız var. Ama olsun belki devam edersiniz okumaya :) Mevlana türbesi’nde derviş duruşlu pek sevimli kedinin fotoğrafını çektikten sonra aladdin cami ve civarını, Karatay medresesindeki çini müzesini (çinilerdeki insanların yüz ifadelerine bayıldım, neşe mi desem muziplik mi, pek hoştu) gezdik. Bu arada hava bir açtı, bir kapadı, bir yağmur yağdı, bir güneş parladı. Şemsiye, güneş gözlüğü ve numaralı gözlük (müzelerdeki yazıları okumak için elzem) arasında geçiş yapıcam diye epey bi yıprandım. Yemek molası verdik ama grup halinde dolaşmanın cilveleri yüzünden gözümüze kestirdiğimiz yerde degil de başka yerde yedik, esnaf lokantasından hallice idi, fırın kebabını denedim, lezzetliydi, ha bir gün önce de metrelerce etli ekmek yedik, onu söylemeyi unuttum, meram tarafında havzan diye bir yere gittik, şahaneydi, incecik hamur, üstünde nefis malzemeler. Konyaya yolunuz düşerse mutlaka gidin. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Çini müzesinden sonra şems’in türbesine gittik, e gitmişken bütün hikayeyi başlatan zatı ziyaret etmeden dönmek olmazdı. Şakır şakır yağmur yağarken girdiğimiz türbeden çıkarken, güneş gözümüzü kamaştıracak kadar parlaktı. Ordan da son durak olarak yine Selçuklu dönemi eserlerinin sergilendiği sahip ata vakfı müzesine gittik, yenilerde restore edilmiş ve de çok incelikli detaylarla süsleyerek yapılmış yeniden düzenleme işi. Tanpınar’dan alıntılarla süslenen (“...İnce Minareli’nin cephesi tiftikten dokunmuş büyük bir sultan çadırına benzer”) müzenin restorasyon öncesi hali içler acısıymış, 2005’te ihaleyi alan inşaat şirketinin ustaları “yeniliycez bunları” diye 700 yıllık çinileri balyozlarla yere indirmiş! Vakıflar müdürlüğü yapılanları görünce işe el koymuş, dava açılmış vs. sanki evin banyosuna fayans döşeniyor ya, bu nasıl bir şey, insanın aklı almıyor! Zamanın etkilerinden ve ustaların balyozlarının gazabından kurtulanlar eski yerlerine konmuş, eksikler de yenileriyle tamamlanmış, ortaya etkileyici bir müze çıkmış. Giderseniz orayı da mutlaka görün. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Vaktimiz az, gidecek yer çoktu ama artık uçak saati yaklaştığından otele döndük, ben seyahat öncesi klasik pimpirikliliğimle milleti erkenden alana getirdim, uçak da bir güzel rötar yaptı mı sana? Konya havaalanını ezberlemiş olduk, yeni çıkan abur cuburları denedik (domatesli fesle ğenli çizi güzel, minik halleyleri begenmedim, üstündeki kakaolu pıtırıklar sinir bozucu). dönüşte pilot her zaman yaptığı “şu yükseklikteyiz, ineceğimiz alanda hava sıcaklığı şu” anonsunda “istanbul’a yaklaşırken orta şiddette türbülans bekliyoruz” dedi mi, sana! Zaten birkaç yıldır hasıl olan uçak korkumu yeni yeni yeniyorum aldı mı beni endişe, belli etmiyorum ama acayip gerginim, arkadaşla kedi muhabbeti yapıyoruz, önümdeki salataya saldırıyorum, zaman geçmiyor bi türlü. Bu türbülansın (word “türbülans” yerine “hava burgacı” kelimesini önerdi şu noktada :) önceden bilindiğini de duymamıştım, aniden girilip çıkılıyor sanıyordum, meğer pilot raporlarına dayalı olarak tahmin edilebiliyormuş. İnmemiz gereken saati geçiyoruz, hava acayip bulutlu, aşağıda ışık mışık yok, bir onbeş yirmi dakka dolanıyoruz havada, sonunda tekerlekler açılıyor vee sağ salim pistteyiz. Havada yaşadığım korkuyu hemen unutuyorum, kulaklarım hafif tıkanmış, sakız çiğnemek iyi geliyordu ama unuttum, hemen konya’dan bulduğum yeşil kutulu, misvak aromalı sakızdan atıyorum ağzıma, oh be! Artık yerdeyiz ya, “ya ne güzel&amp;nbsp;geçti şu Konya seyahati diy mi” diye şakımaya başlıyorum :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia;"&gt;not: çini fotoğrafları şurdan: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: blue; font-family: Georgia;"&gt;http://www.flickr.com/photos/efendi/9221449/in/set-72157600004993701/&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-2632634314395590916?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/2632634314395590916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=2632634314395590916&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/2632634314395590916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/2632634314395590916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/bi-sknt-olmasn.html' title='“bi sıkıntı olmasın?”'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S4QL_Y7xEAI/AAAAAAAABWw/4uFgOZNT-sY/s72-c/konya+kedi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-5062211049385523638</id><published>2010-02-19T15:47:00.000+02:00</published><updated>2010-02-19T15:47:48.760+02:00</updated><title type='text'>gezgin gurmenin pembe not defteri</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S36V-721whI/AAAAAAAABWo/eYfIQK8nzuM/s1600-h/defter.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S36V-721whI/AAAAAAAABWo/eYfIQK8nzuM/s320/defter.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;seyahatten dönen birine, "yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat" denir ya, ben direkt "ne yedin ne içtin?" diye soran bi insanım. bugünlerde konya öncesi öyle bir sürü not aldım mesela, tirit yenecek, etli ekmek 90 santim olacak (mehmet yaşin öyle diyor), sac arası şölen pastanesinden alınacak, kadınlar pazarından yöresel peynirler devşirilecek vs. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;bir de haftaya madrid var (vizeyi bi aylık vermişler bu arada, hörmetler sayın konsolosum, ellerinizden öperim, üç gün vize veren almanlar örnek alsın sizden, viva espanya!). onun notlarını da almaya başladım ufaktan, churros yenecek, kuşkonmazlı paella varmış, güzelmiş, onun da hakkı verilecek, pazar günü bit pazarı kuruluyormuş, öğleden sonra üçte kapandığından uçaktan iner inmez ayağımızın tozuyla gidilip faydasız ıvır zıvır toplanacak vs.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;"konya'ya gidiyosun, hani mevlana türbesi, hani selçuklu eserleri huu?" diyebilirsiniz, hakkınız var, ama endişe buyurmayınız onlar da gezi programında tabiy ki. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-5062211049385523638?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/5062211049385523638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=5062211049385523638&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5062211049385523638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5062211049385523638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/gezgin-gurmenin-pembe-not-defteri.html' title='gezgin gurmenin pembe not defteri'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S36V-721whI/AAAAAAAABWo/eYfIQK8nzuM/s72-c/defter.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-610579618447736928</id><published>2010-02-16T15:31:00.003+02:00</published><updated>2010-02-16T15:36:17.303+02:00</updated><title type='text'>acı yok rocky, acı yok!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3qdLoaqNMI/AAAAAAAABWg/xi0UYLv21Gw/s1600-h/rocky.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ct="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3qdLoaqNMI/AAAAAAAABWg/xi0UYLv21Gw/s320/rocky.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;bir süredir düzenli sipor yapan ve de "araştırmacı blogçu" bir kişi olarak spor salonu izlenimlerimi paylaşmak isterim. hem bi hareket gelmiş olur şu giderek hantallaşan bilog sayfama. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;tabiy ki niyetim "efenim ben bir yarım dünya idim, yemiş yemiş şişmiş idim, içine giremediğim pantolonlar dünyayı bana dar ediyordu, şimdi ise oldum size bir victoria's secret mankeni, kollar güreşçi kolu kıvamındayken madonna'nın safi adale kollarına döndü, safinaz gibi oldum ayol!" tadında bir başarı hikayesi anlatmak değil :) bir kere gittiğim spor salonu bildiğimiz, duvar boyunca aynaların, havalı egzersiz hocalarının, kendini hayran hayran seyrederek spor yapan tiplerin olduğu salonlardan değil. sadece kadınlar gidebiliyor, kadınlar işletebiliyor, kadın girişimcileri destekleyen ve de kadınların makul fiyatlarla spor yapmalarını amaçlayan bir sistem: b-fit. ben bu spor salonlarından birkaç yıl önce haberdar oldum, o ara spor yapayım diyorum, haftada üç gün tv karşısında aerobik hareketlerine başlıyorum ama en fazla iki gün yapıp bırakıyorum, bir ara internetten pilates dersleri indirdim, onları yaptım ama pek sarmadı. sonra dedim üşenmeyeyim şu yakınlardaki b-fit salonunu bir arayayım, acayip de sıcak bir temmuz günü, aradım, salon nasıl, koşullar nedir, fiyat vs öğrenicem diye açtım telefonu ama bi baktım zeynep hanım "nerdesiniz siz neolitik hanım?", "şurdayım" "e hadi gelin o zaman, çok yakınız, deneme yapalım, hadi hadi!" diye beni kandırmış bile. ısrar karşısında dayanamayıp gittim, gidiş o gidiş! haftada üç gün gitmeye çalışıyorum, yazın dört gün de olabiliyor bu. bütün kas gruplarını çalıştıran dokuz tane alet var, hepsinde 30 saniye boyunca çalışıyorsunuz, bip sesiyle aletlerin yanındaki mini platforma geçip bir aerobik hareketi yapıyorsunuz yine 30 saniye, öyle öyle bir tur bitiyor, tur bittiğinde nabız alınıyor, nabzın belli bir aralıkta olması lazım ki yağ yakma gerçekleşssin. üç turu 30 dakikada bitiriyorsunuz, beş dakika da esneme hareketleriyle siporunu yapmış ve rahatlamış bir insan oluyorsunuz. ha isterseniz, üç turdan sonra pilates topuyla haşır neşir olabilir, mekik çekme düzeneğinde sınırlarınızı zorlayabilir, esnek bantlarla kollarınızı çalıştırabilirsiniz. ben zaman içinde üç tur sonunda yorgunluktan perişan olurkene kondüsyon arttıkça zilyon tane mekik çeker, esnek bantlara düğüm atar hale geldim ehehe.. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;salona devam eden kadınların profili de çok geniş, yazar-çizer tayfasının bolca oturduğu bir muhitte olduğundan gazeteciler, yazarlar, akademisyenler var bi kere, güne medya dedikodularıyla baslamak mümkün yani, sonra başörtülü hanımlar var. yaş aralığı da çok geniş, öğrenciler, emekliler... öyle süpersonik son model spor ayakkabılar, marka eşofmanlar giyen yok pek, eski tişörtler, paçaları kesilmiş eşofmanlar (paçalı olursa sıcak oluyor, direkt kestim ben), saçları toplamak için oyalı yazmalar var. ayna yok. her ay kilo, yağ oranı ve vücut ölçüleri alınıyor, kaç kilo verilmiş, kaç cm incelme olmuş, yağ oranı ne vaziyette diye. güzel kilo verip incelen hanımlara yıldız veriliyor, üzerlerinde ölçülerin yazıldığı o yıldızlar salona asılıyor, bir nevi gurur tablosu. gerçi her ay "ölçümünüz gelmiş neolitik hanım" diye ısrar etmelerine kıl oluyorum biraz, "tamam yahu verdik işte kilo, her ay ölçmesek artık" diye ama yok sistem hatırlatıyormuş, almak lazımmış,&amp;nbsp; amerikan kaynaklı bi sistem ya, başarı odaklı biraz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;bir de öyle üyelik parasını alıp, müşteriler salona gelmiş gelmemiş umurlarında olmayan yerlerden değil, bir hafta gitmezseniz, telefon edip hafif fırça tonundan yoklama yapıyorlar, "nerelerdesiniz neolitik hanım? bekliyoruz sizi" diye. sırf o telefonu almayayım diye aksatmamaya çalışıyorum valla! işe de yarıyor o yoklamalar, üşeniyor gelmeye mesela, ama telefon edilince "ay dur geliyorum" diye yola düşenler oluyor :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;uzatmayayım, bir de müzik meselesi sinir bozucu olabiliyor bazen, hep aynı CD'ler çalıyor, e takdir edersiniz ki haftada üç kere "macarena" ya da "yeke yeke" (epey acıklı durum evet) dinlemek bi noktadan sonra insanı sinir krizinin eşiğine getirebiliyor. ben de napiyorum, en son popüler şarkılardan CD'ler yapıp götürüyorum, gidince hemen onu koyuyorum, -bahsetmiştim sanırım- teyzelerden biri kings of leon'un "sex on fire" şarkısına bayılıyor mesela :) CD'lerden birinin en başında meşhur rocky III filminin şarkısı var, eye of the tiger, onunla başlamışsam iyice gaza geliyorum, sanki rocky balboa diyil ben cıkıcam ringe! bir set fazla mekik çekiyorum, yerimde duramaz hale geliyorum, acı yok neo acı yok! :)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-610579618447736928?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/610579618447736928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=610579618447736928&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/610579618447736928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/610579618447736928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/ac-yok-rocky-ac-yok.html' title='acı yok rocky, acı yok!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3qdLoaqNMI/AAAAAAAABWg/xi0UYLv21Gw/s72-c/rocky.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1837781042420424629</id><published>2010-02-10T17:10:00.000+02:00</published><updated>2010-02-10T17:10:28.651+02:00</updated><title type='text'>paşaport</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3LLm3KKO0I/AAAAAAAABWY/_OHEZWLktPI/s1600-h/tilki_msn.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3LLm3KKO0I/AAAAAAAABWY/_OHEZWLktPI/s320/tilki_msn.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;son birkaç gün, muhtarlık, nüfus müdürlüğü, pasaport uzattırma, konsolosluk kapılarında sürünmekle geçtiğinden bloga da uğrayamaz oldum. bi ara "neo ne yaşar ne yaşamaz" tadında başımdan geçenlerin hepsini sayfalarca yazsam mı dedim ama yok bilmek istemezsiniz! benim de anlatmaya mecalim yok zati, bir özet geçeyim: muhtarlıkta kaydım var sanıyordum yokmuş, pasaport için çektirdiğim fotoğraf, kayıp nüfus cüzdanı yenilerken kullanılamıyormuş, neden? çünkü kağıdın özelliği nedeniyle üzerinde mühür durmuyormuş! zaten vesikalık resimlerde at hırsızı gibi çıkıyorum, gittim bi daha fotoğraf çektirdim, bu sefer de mahalle fotoğrafçısı verdi photoshop'u, şimdi on yaş genç bir at hırsızı gibi görünüyorum, neyse ona takılmadılar allahtan! (aslında blog resmimi verseydim keşke :) bu arada nüfus cüzdanını kaybedince 60 lira ceza ödeniyormuş devlete onu da öğrenmiş oldum. devlet baba "e evladım kendini de unutsaydın, sökül paraları" diyormuş meğer! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;konsolosluğun ilk seferinden de "efenim servetinizi (!) belgeleyen hesap cüzdanı üzerinde banka kaşesi yok, olmaz ki?" diye püskürtüldüm mü bi güzel? yaw bildiğin banka cüzdanı işte, sanki ben evde teşkilat kurdum, sahte cüzdan yapıyom! ya sabır deyip kaşeyi de bastırttık, bu sefer tamam deyip başvuruyu aldılar. gerçi benim şanssızlığım, ilk gittiğimde hiç kimse yoktu, ikinci sefer aa kuyruk var, meğer maç varmış, millet maça gidecekmiş, bi sürü vize işlemcisi ellerinde koca dosyalarla önümde! hey yarebbim! neyse bi saat beklemeyle başvuruyu aldı hanfendü, benden önce başvuran dört kişiyi de yine "kaşe yok, bıdı bıdı belgeniz eksik" diye geri çevirdi, kocası yanında olmadan maça gitmek üzere vize isteyen kadına da bi şaştı, "nasıl yani, evli, maça gidiyor ama kocası gelmiyor? maşallah!" diyerekten. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;böyle işte, bir haftadır uğraşıyorum, ancak vizeyi pasaportumda görünce bi rahat nefes alıcam. ispanya sana geliyorum! &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1837781042420424629?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1837781042420424629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1837781042420424629&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1837781042420424629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1837781042420424629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/pasaport.html' title='paşaport'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S3LLm3KKO0I/AAAAAAAABWY/_OHEZWLktPI/s72-c/tilki_msn.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-4778300480679793034</id><published>2010-02-03T16:16:00.000+02:00</published><updated>2010-02-03T16:16:02.094+02:00</updated><title type='text'>donayazmak...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2mEaf_8DzI/AAAAAAAABWQ/otGXqv7KfDU/s1600-h/elma.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2mEaf_8DzI/AAAAAAAABWQ/otGXqv7KfDU/s320/elma.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;dedilerdi de aslında, akşama kar yağacak diye, jaguar yerine cipimi almalıydım :P ofisten vakitlice çıktım, yağmur yine tepemizde tabiy, dedim aksatmayayım, hem bu havada da kimse yoktur sporuma gideyim. milletin bi akıllısı ben diyilmisim ki salon doluydu. öyle oluyormus, hava kötü olunca randevular, yemek yiyelim planları ertelenince hanımlar fırsat bu fırsattır diye kendilerini b-fit'e atıyormuş. neyse efenim, ölçü zamanım gelmiş, her ay kilonuzu, göbek, kol, popo, bacak ne varsa ölçüyolar ki sipor işe yarıyor mu, arada lüplettiğiniz hain tatlılar gelip hangi bölgenize yerleşiyor ortaya çıksın. neyse endişelenecek bi durum yokmuş ki bu ara yiyip içiyorum da. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;elimde spor sonrası elmam, mecburiyetten bir arkadaşımdan ödünç aldığım ve kaybolursa hayatım kayar diye endişelendiğim en az 45 yıllık şahane bir şemsiye, kendimi sokağa attım ki aa yağmur kara çevirmiş! hızlı adımlarla italyan yokusundan tophane tramvay durağına yürümeye başladım. eldivenle elma yemek zor bi şeymiş, kar altında zaptetmeye çalışılan bir şemsiye de işi kolaylaştırmıyormuş! tramvay+motor derken üsküdar'a vardım, karla yağmur arası bi şey yağıyor, minibüse bindim, çamlıca'da mürsel bey yalnız, mama bekliyordur diye telaşlıyım. kuzguncuk, beylerbeyi normal, yani görece normal, sulu sepken bi sey fekat küplüce'den itibaren iklim birden değişmesin mi? lapa lapa tabir ettiğimiz kar, rüzgarla birlikte nasıl savuruyor görmeniz lazım! ilk yolda kalma işaretleri küplüce'den sonraki rampada veriliyor, cipin biri yan dönmüş, kayıyor da kayıyor olduğu yerde, arkada küçük bir konvoy oluştu bile. hadi bizim minibüsten birileri iniyor, sağ yap sol yap yönlendirmeleriyle cipi düzlüğe çıkarıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;biraz daha gidiyoruz, az ilerde yine yol tıkalı, önümüzde bir belediye otobüsü var, onun önünde arabalar, fekat konvoyun ucu bucağı yok, yolun neden kapalı olduğunu göremiyoruz kardan. minibüs "abi şu alt yoldan gitsene" diyenlerin aklna uyup ara yollara gidiyor ama büyük hata ediyor, ara sokaklar daha beter kar altında, önümüzdeki iki araç bir noktada yokuşu çıkamıyor, hiç bilmediğim yerlerden geçiyoruz, tek katlı evlerin pencerelerinden insanlar bize bakıyorlar. yok önümüzdeki arabalar yokusta kalıyor, biz de. evin oldugu siteye yakın mıyız, nerdeyiz hiç bir fikrim yok, inip yürüsem mi diyorum ama yolu bulamayıp donmayayım ıssız sokaklarda diye vazgeçiyorum. şoför de geri dönmeye karar veriyor, yolun ilk tıkandığı noktaya doğru ilerliyoruz. yol açılmış, bu sefer epey ilerliyoruz, eve varmadan son bir rampa daha var, filmlerdeki gibi "o tepeyi de aştık mı tamamdır" diye geçiyor aklımdan. ama nerdee, tam bir keşmekeşe rastlıyoruz, yokuşta kalmış bir sürü otomobil, yine bir belediye otobüsü, belediyenin kar aracı. şoför yine minibüsü bir başka yola sokmaya niyetleniyor, aman diyorum ben ineyim burda, bilmediğim yerlere girer de kalırsa daha fena. elimde iki çanta, bir antika şemsiye, ayağımda da kara pek de uygun olmayan süet çizmelerle kar altında yürümeye başlıyorum. benim gibi bir sürü insan var, herkes otobüslerden, minibüslerden inmiş yürüyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;arabayla beş dakikalık yol aslında ama kar altında uzuyor da uzuyor, çizmeler su almaya başladı, binaların olmadığı bir noktadan geçerken rüzgar beni bildiğin önüne katıp sürüklüyor, trafiğin tıkandığı noktadan sonrasında hiiç araba yok, yola yağan kar dümdüz bozulmadan duruyor. yürüdükçe eve sandığımdan daha uzak bir noktada olduğumu keşfediyorum, yediğim elmanın etkisi geçti, midem kazınıyor, yarım paket bisküvi, bi de mandalina var cantamda, olmadı onları yerim, çoraplarım iyice ıslandı, üşüyünce spor sonrası keşke o kadar su içmeseydim diyorum fena sıkıştım çünkü, bir bu eksikti! giderek etrafta insan azalıyor, bir ara koca yolda tek başıma yürüyorum, ağaçların altından geçerken karla eğilmiş dallar kafama iner mi diye tedirginim, sıcacık evde oturup pencereden bakarken ay ne güzel dediğim kar şimdi tehlike ve tehditlerle dolu gözüküyor. bi ara uzaktan köpek havlamaları geliyor, hızlanıyorum. hah işte pazar sabahları simit aldığım fırın gözüktü, yaklaştım demek. eve yaklaştıkça yoldan tek tük arabalar geçmeye başlıyor, kutup ortamından medeniyete çıktım sanki, sitenin bahçesinde çocuklar kartopu oynuyor. işte görmek istediğim kar manzarası, anahtarla kapıyı zor açıyor, kendimi içeri atıyorum. mürsel bey acıkmış, sitemli sitemli söyleniyor. "dur" diyorum, "donayazdım, bekle biraz ısınayım!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;*yazıyı yazarken bir ara şunu hatırladım, gçen yüzyılda kutuplarda keşfe çıkan biri, günlüğüne karda tek başına yürürken sanki birinin ona eşlik ettiğini hissettiğini yazmış. o derin sessizlikte biri onunla yürüyormuş sanki, ne zaman karda yürüsem aklıma gelir, tecrübe etmek ister miyim emin değilim ama ilginç geliyor yine de... &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-4778300480679793034?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/4778300480679793034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=4778300480679793034&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4778300480679793034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4778300480679793034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/donayazmak.html' title='donayazmak...'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2mEaf_8DzI/AAAAAAAABWQ/otGXqv7KfDU/s72-c/elma.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1555939902614170066</id><published>2010-02-01T00:16:00.000+02:00</published><updated>2010-02-01T00:16:15.321+02:00</updated><title type='text'>bilmek</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;iki yıl önce yaşadığı yere yakın bir yerde tatil yapıyorduk, günü birlik ona da uğradık, öğleden sonrayı orada geçirir, akşam yemeğinde döneriz diyorduk. bitkindi ama bizi gördüğüne sevindi, kemoterapi yüzünden saçları dökülmüştü, çay yaptık, "kızım ne istiyorsanız pişirin, yiyin" dedi, kendisinin içi almıyordu. "kızım" deyişi çok hoşuma gitmişti, bizimkiler dışında birinden duyunca duygulanmıştım ama belli etmedim. yaz sonuydu artık, sıcak giderek hafifliyordu. az konuşuyorduk, sesi de kısılmıştı, fırtına bey bana verandada asılı duran neredeyse 70-80 yıllık eski bir gemici fenerini gösterdi, eskiden köyde elektrik yokken kullanıyorlarmış, üzerinde almanca yazılar vardı, hala çalışıyordu. akşam iniyordu artık, "acıktınız mı" dedim, "yemeği birlikte yiyelim ister misiniz?" zaten iştahı yoktu, tek başına yemesini istememiştim, "olur" dedi, "hatta dönmeyin, gece de kalın." kalamayız dedik, yarın dönüyoruz, bavulları toplayıp yola çıkıcaz." çorba ısıttım, biraz börek vardı onu da. verandadaki masaya hep birlikte oturduk, akşamın hüznü yemeği birlikte yiyelim mi cümlesiyle bir parça dağıldı sanki. yemekten sonra mutfakta bulaşıkları yıkarken gözüm raftaki ilaçlara, ilaç kutularının arasındaki zencefil tabletlerine takıldı, birkaç ay önce zencefilin mide bulantısına iyi geldiğinden fırtına bey'e bahsetmiştim, dayısına söylesin diye, o zaman mı aldı acaba diye düşündüm, ya da belki doktor önermişti, "neyse, işe yarasın da" diye geçti aklımdan. "yine gelin çocuklar" diyerek bizi uğurlarken hafif bir esinti yazlığın bahçesindeki hanımellerinin kokusunu getirdi, arabaya binerken o anı hep hatırlayacağımı düşündüm.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;bu sabah onu kaybettiğimiz haberini aldık. bir yılı daha olmadığını biliyorduk ama bilmek acıyı azaltmıyormuş...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1555939902614170066?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1555939902614170066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1555939902614170066&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1555939902614170066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1555939902614170066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/02/bilmek.html' title='bilmek'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-361658936946570572</id><published>2010-01-29T17:47:00.002+02:00</published><updated>2010-01-29T17:50:10.915+02:00</updated><title type='text'>"(Yazdıklarımı) yayınlamamanın müthiş bir huzuru var."</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2MCfjGoCgI/AAAAAAAABWI/8f5pIXDobaY/s1600-h/jd-salinger_51909162.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2MCfjGoCgI/AAAAAAAABWI/8f5pIXDobaY/s320/jd-salinger_51909162.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;em&gt;"(Yazdıklarımı) yayınlamamanın müthiş bir huzuru var. (...) Yayınlamak mahremiyetimin korkunç bir şekilde işgali demek. Yazmaktan hoşlanıyorum. Yazmayı seviyorum. Fakat sadece kendim için ve kendi keyfim için yazıyorum."&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;New York Times'a 1974'te verdiği nadir röportajlarından birinde böyle demiş Salinger. 91 yaşında hayata veda eden yazar her zaman gizemini korumuş. Dün yabancı gastelerdeki şu ölenin arkasından yazılan (obituary) yazılara baktım da hayli enteresan bir hayatı olmuş salinger'in. önce yayınladıkları heyecan yaratmış, sonra edebiyat dünyasındaki şöhrete sırtını dönmüş, hiçbir şey yayınlatmamış, üç kez evlenmiş, çocuklarından biri hayatını anlatan bir kitap yazıp eve hiç kimsenin gelmediğinden, ne kadar yalnız bir çocukluk yaşadığından bahsetmiş, bir ara maynard adlı çok genç bir kadınla ilişkisi olmuş, sonunda bir gazeteci telefon numarasını ele geçirip salinger'a maynard'ın kendisi hakkında yakında çıkaracağı kitapla ilgili sorular sorunca kadını evden kovmuş. 80'lerin sonunda hakkında hazırlanan bir biyografide özel mektupları kullanılmasın diye dava açmış, ancak "kimse görmesin" dediği mektupları, bir telif ajansına kaydettirdiği için -cüzi bir ücret karşılığında- daha fazla kişinin kullanımına açık hale gelmiş! mahkemenin gizli oturumunda salinger hala roman yazmaya devam ettiğini söylemiş. maynard'ın iddiasına göre 70'lerin başında iki roman yazmış, el yazmalarını kasaya saklamış ve orada kalmasını da istiyormuş. 2000'li yılların başında bir yazar salinger'a mektuplar diye hazırladığı bir kitaba öykülerinden birini almak için izin istemiş ama salinger'ın cevabı "hayır" olmuş. "kendine göre sebepleri varmış."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;neyse, dün öldüğünü görünce salinger'ın hem üzüldüm hem de bir acaba sorusu uyandı kafamda, belki artık yayınlanır yazdıkları diye. "gönülçelen (çavdar tarlasında çocuklar) franny ve zoey, en sevdiğim kitaplar arasında oldu her zaman. gerçi kitapları iyi de kendisini gerçek hayatta tanımak ister miyim emin değilim okuduklarımdan sonra. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;tuhaf diy mi yıllar boyunca yazmak ama yayınlatmamak, nasıl bir ruh hali insan merak ediyor. ben ki "yazmadan yayınlıyor" addediyorum kendimi, şu blog zırvalamalarımla ehehe :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;aşağıda daha önce blogda yayınladığım salinger alıntıları var tadımlık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://neolitikhanim.blogspot.com/2008/01/franny-ve-zooey-j-d-salinger.html"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;strong&gt;http://neolitikhanim.blogspot.com/2008/01/franny-ve-zooey-j-d-salinger.html&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-361658936946570572?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/361658936946570572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=361658936946570572&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/361658936946570572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/361658936946570572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/yazdklarm-yaynlamamann-muthis-bir.html' title='&quot;(Yazdıklarımı) yayınlamamanın müthiş bir huzuru var.&quot;'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2MCfjGoCgI/AAAAAAAABWI/8f5pIXDobaY/s72-c/jd-salinger_51909162.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1787613811225287987</id><published>2010-01-27T16:11:00.000+02:00</published><updated>2010-01-27T16:11:48.311+02:00</updated><title type='text'>keşfedildim a dostlar!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2BHDtIbHwI/AAAAAAAABV4/ieeAr_LSpDQ/s1600-h/red+phone.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2BHDtIbHwI/AAAAAAAABV4/ieeAr_LSpDQ/s320/red+phone.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;geçtiğimiz haftalarda yine konuya sıkışmışım, "yahu ne yazsam, yine güncelleyemedik blogu, kimse uğramaz olucak sonunda, in cin top oynar bi yer haline gelecek, korkuyorum" minvalli düşüncelere gark olmuşum. badem'mi yazsam, yoksa siyami'nin capkınlık hikayelerini mi diye ikirciklenirken (o zaman sör mürsel yoktu ortada) masanın üzerindeki telefon acı acı çaldı. aa bir baktım bir&amp;nbsp;ankara numarası, "hayırdır" dedim, ankara'daki arkadasların numarası değil ekrandaki, bilmediğim biri. işkilli bir şekilde açtım, "alo buyrun" diye, "neolitik hanım sen misin?&amp;nbsp;bu sitedeki fotograf siyami değil mi?" diye sormasın mı telefondaki ses? "aha" dedim, "sonunda korktugun başına&amp;nbsp;geldi! keşfedildin!" etrafımdaki hiçkimse bilmiyor blog yazdığımı, aslında zaman zaman söylesem ya, zaten kötü şeyler yazmıyom,&amp;nbsp;dedikodu felan yaptıgım yok, diyorum ama vazgeçiyorum sonra. siyami fotografı koyarak bu meseleye kendi elimle bi son vermiş oldum. arayan ankara'da yasayan ve zaman zaman ziyaretlerine gittiğim arkadaşım idi. internette dolanırken, siyami'nin mutfak rafında, arkasında mavi çaydanlıkla verdiği pozu görünce, "aa bu bizim siyami diy mi ve bizim mutfak?" diye şıppadanak tanımış, yazıları okuyunca da olağan şüpheli olarak beni tespit edivermiş tabiy :) ay fena yakalandım diy mi, diye telefonda geveledim bi şeyler. kapattıktan sonra da suçüstü yakalanmış gibi hissedip huzursuzlandım, mesaj attım hemen, aman aramızda kalsın blog hikayesi diye. o da saolsun kırmadı ricamı.&amp;nbsp;arada bakıyor mu bilmem ama görecek simdi kendisinin ve kedisinin de icinde oldugu yazıyı, selamlar ediyorum efenim burdan, siyami'ye ve ev ahalisine :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;beni kediler yaktı!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;bu kedi yüzünden yakalandım ya ben, dedim yazıp durmayayım kedi, medi,&amp;nbsp;fotoğraf da koymayayım, o badem fotografları falan durdukça ofistekilerin de yakalaması an meselesi deyip fotografları cıkardım (linkleri duruyor gerçi), hiç olmazsa sayfayı açar açmaz tanımazlar böylelikle diyerek. neyse efenim aradan bir vakit geçti, kont mürsel hazretleri geldi ve bir kedi yazısı şart oldu. yazdım tabiy ama fotoğrafı daha alta koydum, şöyle bi bakıp gecerler, zaten daha mürsel'i birkaç yakın arkadaş biliyor diye de içimi rahatlattım. akşam evde oturuyorum, "tırt" telefona bir mesaj: "mürsel karabıyık :))" diye. kedileri çok sevdigini bildigim bir arkadaşımdan geliyor. off ya, yine yakalandım işte, yine! dedim, sonra da teslim olmuş bi vaziyette "demek sen de keşfettin" diye cevap verdim. kedileri seven bir arkadaşı göndermiş yazıyı, mörsıl'dan haberi de olunca yine şıp diye yakalandım. ona da aman dedim diger arkadaslara söyleme olur mu? tamam dedi gülerek... simdilik neolitik hanım'ın kim oldugunu bilen iki arkadasım var, internet küçük, daha kimlere nasıl yakalanıcam aceba? hayır mürsel'den izimi bulan arkadaşımın da uyardığı üzere "vay blogundan&amp;nbsp;benim haberim niye yok" diye fena halde fırca yiyeceğim arkadaşlar da var, onlara yakalanırsam halim nice olur hiç bilmiyorum! oy oyy!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1787613811225287987?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1787613811225287987/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1787613811225287987&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1787613811225287987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1787613811225287987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/kesfedildim-dostlar.html' title='keşfedildim a dostlar!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S2BHDtIbHwI/AAAAAAAABV4/ieeAr_LSpDQ/s72-c/red+phone.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-8703241407310280525</id><published>2010-01-22T15:02:00.001+02:00</published><updated>2010-01-22T15:03:58.988+02:00</updated><title type='text'>20 gündür aynı kitap, yuh!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1mhFZzPO-I/AAAAAAAABVw/rP2cAityWUI/s1600-h/HopperOfficeatNight.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1mhFZzPO-I/AAAAAAAABVw/rP2cAityWUI/s320/HopperOfficeatNight.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;kitap okuma performansı açısından berbat günler geçiriyorum. diziler mahfetti beni, flashforward, dexter derken aynı kitap çantamın içinde 20 gündür geziyor. tamam, "üç günde bir kitap bitiren kitap kurduydum, vah bana" demiyorum ama bu kadar sürünmüyordu yahu! gerçi kitap da ilerlemiyor kardeşim. "varoluş sancıları içinde new yorklu bir yahudi entellektüelin dramı" şeklinde özetleyebileceğim&amp;nbsp;(yok woody allen diyil ama bence allen&amp;nbsp;kesin esinlenmiş, bir sürü eski karısı da var kahramanımızın)&amp;nbsp;romanın adı "herzog", saul bellow yazmış. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;arka kapaktaki &lt;em&gt;"Madame Bovary'i Charles'ın ya da Anna Karenina'yı Karenin'in bakış açısından anlatma hevesine kapılan biri, Herzog'da bunun kusursuz bir sekilde gerceklestiğini görecektir"&lt;/em&gt; cümlesinden etkilenerek almıştım. güzel bölümler var ama çok da beklediğim gibi cıkmadı, bi de yer yer tuhaf çevrilmiş cümleler var, "kırmızı çiçek açmış kavaklar" diyo mesela, ya da bornoz yerine yağmurluk vs. onlara da takılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;neyse kitap bitsin de öyle yazayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyi hafta sonları...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;ha bi de kapağında, edward hopper'ın yukarıdaki resmi var, ona da tav olmuş olabilirim :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-8703241407310280525?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/8703241407310280525/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=8703241407310280525&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8703241407310280525'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8703241407310280525'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/20-gundur-ayn-kitap-yuh.html' title='20 gündür aynı kitap, yuh!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1mhFZzPO-I/AAAAAAAABVw/rP2cAityWUI/s72-c/HopperOfficeatNight.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-3147641365860991648</id><published>2010-01-20T17:14:00.005+02:00</published><updated>2010-01-20T17:21:36.155+02:00</updated><title type='text'>İngiliz kısa tüy mü, tekir mi?</title><content type='html'>&lt;span style="color: #666666; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;İngiliz kısa tüy evin içinde sizinle pek muhatap olmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: purple; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Tekir her an kıçınızın dibinde yatmak ister.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;İngiliz kısa tüy, mutfakta pişen şeylere nadiren ilgi gösterir, diğer kedigillerin delirdiği tavuk, balık gibi şeylere şöyle bir bakıp yine kendi mamasını yer.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: purple; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Tekir eve tavuk girdiğini daha market torbaları açılmadan anlar, kokusuyla delirdiğinden bir an önce tavuktan hakkını almadan mutfakta size bi rahat huzur vermez. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;İngiliz kısa tüy, illa ki sizin içtiğiniz sudan ister, dalgınlıkla çeşmeden koyduğunuz suyu şöyle bi koklayıp, o ciddi suratıyla dönüp “bu ne be?” der gibi bakar.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: purple; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Tekir, çeşme suyu felan ayırmaz, taze olsun yeter. bazen saksı diplerindeki suları içtiği de olur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #666666; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;İngiliz kısa tüy sevilmek istediğinde ayağınızın dibine yatıp karnını açar, sevdirir sevdirir. Hiç tırmalamaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: purple; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Tekir ancak kafasını, boynunun altını falan sevdirir, öyle sırtını hele ki karnını falan sevmek kamikaze bi davranış olur, elinizde boylu boyunca tırmıklarla kalakalırsınız. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: orange;"&gt;&lt;span style="color: purple;"&gt;*&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: #444444;"&gt;*&lt;/span&gt; &lt;span style="color: purple;"&gt;*&lt;/span&gt; *&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Nerden çıktı bu kedi mukayesesi diyeceksiniz, anlatayım: hani birkaç yazı önce bahsetmiştim, “evdeki İngiliz” diyerekten, sizi Mercill (Mörsıl diye okuyunuz lütfen) ile tanıştırmak isterim. Kendisi 2.5 yaşında bir british shorthair, yersiz yurtsuz kalmış bir arkadaş, ilk sahibi almış, sonradan evde istenmemiş, tüy vs. ikinci sahibine “sen buna bi yer bul” diye verilmiş, o da internete ilan vermiş, biz de o vesileyle bulduk. Gümüşsuyu’nun prensesi badem, karşının kedisi de mercill oldu :) ben yıllardır bir kedim olsun adını şu koyucam bu koyucam diye bi sürü isim sayıklardım: fernando (siyah-beyaz olursa), simka, son dönemde sarı olursa behlül olur diye düşünüyordum lakin kısmetimize yavru bir kedi düşmedi. İlk sahipleri zaten bir isim vermişler değiştirmeyelim dedik, bi de komik geliyor evde “möörsııl” diye çığırmak :) sanki malikanede yaşıyoruz anasını satayım, anthony hopkins’e benzeyen bir uşağımız, akşam beşte sütlü çay içmek gibi adetlerimiz var : p &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1ccnLtqD9I/AAAAAAAABVg/qNEcseeuCvo/s1600-h/mursel+k2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1ccnLtqD9I/AAAAAAAABVg/qNEcseeuCvo/s320/mursel+k2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;İlk geldiğinde çok çekingen davranıyordu, gitti evin en kuytu köşesine saklandı, sonra sonra evin her yerini kokladı ve giderek alıştı, en son sabahları koridorda depar atmaya bile başladı. Birkac gun mama ve su kabının başında uyudu hep, geldiği yerde az mı besliyorlardı diye şüphelendim, mama kabının elinden alıcaklar sanki, patisini etrafına dolayıp yatıyordu canım yaa. Bıyıkları siyah, patilerinin altı gri, yanakları tombul, pek tatlı bi şey (badem bunları yazdığımı duysa paralar beni, o ayrı.) bir arkadaşımızın yorumuyla arada “mürsel” de diyoruz kendisine, bıyıklarından ilhamla soyadı da karabıyık olsun dedik. Mürsel karabıyık diye yeni kimlik alıcaz :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1cc6yZ05kI/AAAAAAAABVo/nJiz5VjTm08/s1600-h/badem+k.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" mt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1cc6yZ05kI/AAAAAAAABVo/nJiz5VjTm08/s320/badem+k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;badem’in henüz mürsel’den haberi yok, karşılaştıklarında ne olucak bilmiyorum, kesin önce bi temiz döver bence, öyle bi kedi kendisi. Ama sonra bağrına basar diyorum. Bakalım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;not: mukayese yazısına şöyle bir baktım da tekirlerin aleyhine şeyler yazmışım sanki ama yok öyle değil, bu yeni cinsle karşılaşınca şaşırdım biraz. Bütün kedileri bizim badem gibi sanıyordum, ondan öyle şeyettim. Badem de candır, ilk göz ağrısıdır, yeri ayrıdır. Ona yanlış olmaz, endişe buyurmayınız.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-3147641365860991648?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/3147641365860991648/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=3147641365860991648&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3147641365860991648'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3147641365860991648'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/ingiliz-ksa-tuy-mu-tekir-mi.html' title='İngiliz kısa tüy mü, tekir mi?'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1ccnLtqD9I/AAAAAAAABVg/qNEcseeuCvo/s72-c/mursel+k2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-3656390255827564519</id><published>2010-01-18T17:23:00.002+02:00</published><updated>2010-01-18T17:26:50.040+02:00</updated><title type='text'>takımdan ayrı düz koşu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1R8JvXtDkI/AAAAAAAABVY/5aD9VJg8Ujg/s1600-h/kayak.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1R8JvXtDkI/AAAAAAAABVY/5aD9VJg8Ujg/s320/kayak.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;efenim, yine dolu dolu bir hafta sonunun ardından birlikteyiz. neler neler yapılmadı, o buzz gibi cumartesi günü soğuk moğuk demeden kadıköy'lerde dolaşarak başlayan gün, gecenin bir yarısı "wii" denilen süper sonik bilgisayar oyunu platformu üzerinde, kayakla atlayış deneyişim, tabii ki beceremeyişim ve de ekranda koca bir kartopu içinde kendimi pistin sonunda buluşumla sona erdi. ama durun herşeyi baştan anlatayım. cumartesi öğlene doğru burnum, artık açık kalmış musluk misali akmaya, burun kenarlarım silinmekten tırtık tırtık olmaya yüz tutmuştu ama olsun, kadıköy'de, chibo, çiya, nezih kırtasiye, ada kitabevi, alkım kitapçısı turunu kaç haftadır atamadık diye yerimde duramaz olduğumdan yollara düştük. kahvaltı erkenden edildiğinden hafiften acıkılmıştı kadıköy'e vardığımızda. "bambi candır" deyip kendimizi bambi'ye attık, hem biraz ısındık, hem dilli kaşarlı tostla kadıköy turumuza leziz bir başlangıç yaptık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;sonrasında chibo'ya ugrandı, pek güzel bir battaniye vardı ama "daha karşıya geçip capon kültürüyle haşır neşir olacağız, taşıyamayız" deyip almadık. su geçirmez duş radyosu -mutfakta kullanıcam ama olsun- biraz kahve alıp çıktık. sonra ver elini nezih kırtasiye, bu ara ecnebilerin "crafting" bizim "el işi" dedigimiz seye sardırdığımdan evde yapıştırıcı vs bitmisti, onları aldık. birkac sahaf dolaştık ki zaten birkaç tane kalmış, güzel simenon'lar vardı fekat kitap almaya bir süre ara verdiğimden kendimi tuttum. önce evdeki yığınları bitirmem -hadi o kadar iddialı bir hedef olmasın- birazcık azaltmam lazım. akmar pasajında plak, 45'lik vs. satan bir yerde epey vakit geçirdik, bir süredir pikap almaya niyetleniyoruz, bizi gaza getirsin diye bir petuna clark 45'liği aldım. kasetler vardı, tanesi 50 kuruş muydu neydi, hey gidi! &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;plakçıdan dönerken sahaflardan birinde "irmik oğlan" diye yunanlı bir yazarın oyununu buldum, adı hoşuma gitti aldım. öyle bi kenara atılmış duruyordu, almasam yıllarca duracakmış gibi bir hali vardı... sonra yine bir kadıköy klasiği olarak çiya'ya gittik, adını sonradan asla hatırlayamacağımz nefis yemekler yedik. yan masada epey yaşlı iki kadın oturuyordu, biri garsona "evladım bu güzel yemeklerin tariflerini yazan bir kitap var mı?" diye sordu, garson da gülerek, "teyze tarif kitabı yok ama tarihlerini anlatan dergimiz var" diyerek "yemek ve kültür" dergilerinin durduğu rafı gösterdi. şahane dergiler bunlar, aslında her sayıda birkaç tarif de oluyor ama yapılası değiller pek, yöresel bir yemek tarifi veriyor mesela, malzemelerin içinde şöyle şeyler oluyor: kendi sağdığınız ineğin sütü, yeni yumurtlamaya başlamış tavuğun 7 yumurtası, inek memesi, ejderha kuyruğu (abarttım tamam) vs. tam biz şehir insanları için :) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;çiya'dan sonra hem kitaplara bakalım hem kahve içelim diye alkım'a gittik, acayip kalabalıktı, kahve dünyasında güç bela yer bulduk ve de nicedir denemek istediğim çikolata-çilek fondüyü nihayet yedim. pek leziz, pek güzeldi. haydi ordan kalktık vapurla beşiktaş'a geçtik, 2010 türkiye'de japon yılıymış, o yüzden yıl boyunca bir sürü etkinlik düzenleniyor, cumartesi-pazar da g-mall'da japon filmleri vardı. biz kimse yoktur bu soğukta rahatlığıyla gittik aa ortalık bizim gibi japon kültürü hastası insanlarla dolu ve tabii japonlarla... "yarının hatıraları" diye çok güzel, hüzünlü bir film izledik, 40'lı yaşlarının sonunda alzheimar'a yakalanan, erkenden emekli olmak ve evde vakit geçirmek zorunda kalan, giderek etrafındakileri tanımaz hale gelen bir iş adamını anlatıyordu.. adamın karısı işteyken evde tek başına, pencereden bakarken kar yağdığını fark ederek sevindiği sahne kaldı aklımda en çok. bir de karısını tanımamaya başladığında adını sorduğu, kadının da gözyaşları içinde tıpkı yıllar önce yaptığı gibi adını söyleyip, anlamını açıkladığı sahne.. filmden sonra ya bu japonlar niye hep hüzünlü filmler yapıyor diye kafa yorduk biraz, komik japon filmi izledik mi hiç dedik mesela ama birlikte gittiğimiz arkadaslar da bulamadı. ya korku ya hüzün, capon arkadaslar öyle işte. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;çıktığımızda bir baktık kar atıştırıyor hafiften, hava soğuk, karnımız aç, arkadaşlardan biri hadi bu filmin üzerine bir japon yemeği yiyelim dedi, baktık herkes hevesli, japon-çin yemekleri yapan bi yere gittik, gelsin acılı-ekşili çorbalar, gitsin sushi'ler. öyle her zaman gidilecek ucuz bir yer sayılmaz, kırk yılda bir japon filmi çıkışları için ideal :) ordan da hadi bize gidelim deyince, arkadaşlara takıldık. orda da çay meraklısı ev sahibimiz japonya'dan aldığı eskitilmiş çaydan yaptı bize, 25 yıllıkmış, aldığı dükkanda 100 yıllık olanları bile varmış. tadı yeşil çay gibi ama görüntü itibariyle bildiğin rize çayı. güzeldi. sohbet, çay derken bi noktada eve aldıkları wii denilen bilgisayar oyununu açtılar, görmüssünüzdür belki hani tv'nin karşısında vücut hareketlerinizle oyunu yönlendirdiğiniz alet. bir sürü şey var, yoga, egzersiz, boks, kayak vs. ben önce kayağı denedim, dizlerinizi hafif kırıp hafif öne eğilerek pistteki bayrakların arasından geçmeye çalışıyorsunuz ama ben bir acemi olarak direkt bayraklara bayraklara tosladım. bi yandan arkadaslar "sağa git sola git" diye direktif veriyor, bi yandan ekrana bakıp dengenizi sağlamaya çalışıyorsunuz, zor yani. bir ara şu yazının başında bahsettiğim kayakla atlayısı yaptım ama olmadı. sonradan bir başka oyun daha denememi isteyince, "yok" dedim "siz bağırıp çağırıp kafamı karıştırıyosunuz, ben takımdan ayrı düz koşu yapıcam!" sonradan öğrendim, meğer tanıl bora'nın futbol yazılarını derlediği öyle bir kitap da varmış. futbol klişelerini gündelik hayatta kullanmayı seviyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;evet, bu cumartesi böyle geçti, artık önümüzdeki maçlara bakıcaz :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-3656390255827564519?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/3656390255827564519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=3656390255827564519&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3656390255827564519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3656390255827564519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/takmdan-ayr-duz-kosu.html' title='takımdan ayrı düz koşu'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S1R8JvXtDkI/AAAAAAAABVY/5aD9VJg8Ujg/s72-c/kayak.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-5146108504402339020</id><published>2010-01-14T14:01:00.001+02:00</published><updated>2010-01-14T14:03:11.754+02:00</updated><title type='text'>Mutfağım, krallığım...</title><content type='html'>&lt;div align="left" class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S08G3OTuJKI/AAAAAAAABVI/eGp9eksWccI/s1600-h/retro+mutfak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S08G3OTuJKI/AAAAAAAABVI/eGp9eksWccI/s320/retro+mutfak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: #134f5c; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Keke koymak üzere rendelediğiniz limon kabuğunu biraz toz şekerle ezerseniz acılığı geçer, unu eleyerek koyarsanız kekiniz daha çok kabarır, bol karabiber ve muskat bal kabağı çorbasının kendine özgü tatlılığını bastırarak lezzetini arttırır, eti kızgın tavada arkalı önlü üç dakika pişirirseniz suyunu ve de lezzetini içine hapsederek “mühürlemiş” olursunuz, nohut-fasulye ıslatırken bir kaşık karbonat koyarsanız suyuna yumuşak pişer, fırında et pişirirken minik bir kaba su koyarak fırına yerleştirirseniz et sertleşmez... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #134f5c; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;dün gece kurabiye için fındıkları havanda iri kıyım döverken- hafiften de çakır keyiftim- insanların son zamanlarda neden yemek pişirmeye bu kadar ilgi gösterdiğini keşfettim. Mutfağa daha sık giriyoruz, hoşumuza da gidiyor çünkü ona hükmedebiliyoruz. Kuralları belli, sonuçları kesin, nadiren hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bir tepsi kurabiye pişirimi süresince mutfağın tek hâkimiyiz. Hayatımızın başka alanlarında olmadığı kadar güçlüyüz mutfakta. Olumlu sonuçlanacağını umarak yaptığımız bir sürü şeyde çuvallamak mümkün: çocuklar, ilişkiler, kariyer, dostluklar... bütün koşulları yerine getirdiğinizi düşünerek beklediğiniz şeyler olmayıveriyor ya da her şey beklediğinizden farklı gelişiyor. Ama mutfak öyle mi? hele giderek ustalaştığınızda, tariflere bakmadan, ahenkli bir biçimde malzemeleri karıştırıp fırına veriveriyorsunuz. Yarım saat sonra mis gibi kurabiyelerinizi fırından çıkaracaksınız. Oyunu kuralına göre oynadınız, sonucu da her zamanki gibi olacak, bu güven, bu rahatlık başka nerde var? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #134f5c; font-family: Georgia, &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;, serif;"&gt;Son zamanlarda kendimi daha çok “dur ben bi kek yapayım, hadi kahvaltıya bi mısır ekmeği pişireyim” derken buluyor, soluğu mutfakta alıyorum (bu “soluğu ..’da almak” da ne gıcık bir kalıptır, magazin programlarında bağırıp çağıran dış ses gibi: kafası ofistekilere bozulunca soluğu mutfakta almış!” :) velhasıl, diyeceğim odur ki mutfak candır, krallığımdır :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-5146108504402339020?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/5146108504402339020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=5146108504402339020&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5146108504402339020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/5146108504402339020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/mutfagm-krallgm.html' title='Mutfağım, krallığım...'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S08G3OTuJKI/AAAAAAAABVI/eGp9eksWccI/s72-c/retro+mutfak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1538462429801123856</id><published>2010-01-11T13:03:00.000+02:00</published><updated>2010-01-11T13:03:49.115+02:00</updated><title type='text'>bu ara...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0sFHK9ZKDI/AAAAAAAABUw/QLh53YnRMAU/s1600-h/alice-cat1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0sFHK9ZKDI/AAAAAAAABUw/QLh53YnRMAU/s320/alice-cat1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- elif şafak'ın "okumayanı dövüyorlar kitabı" aşk'ın, pembe kapaklı olanını okuyan yaşlıca bir beye (beyler için gri kapaklısını basmışlar idi hatırlarsanız)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- adı "behlül" olan sarı bol tüylü bir kediye :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- tophane'de kahvenin önünde oturan ve yanındaki adama "sen anlarsın, çok güzel ustasın" diyen bir başka adama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- spor salonundaki müziklerden bıkınca (macarena felan çalıyorlar, delirmek işten diyil) kaydedip götürdüğüm CD'den çalan kings of leon'un "s,e,x on fire" şarkısına, "evladım ne güzel müzikler kaydetmişsin, yumuşak yumuşak çalıyor diyen 60'larında bir teyzeye :) rastladım. iyi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;not: aslında yazılacak yeni bir hikaye var ama vakit yok, şu gıcık oldugum durumla ilgili yazı da durmasın istiyorum artık, bu çerezimsi yazı ondan... ilk fırsatta "evdeki ingiliz"i yazıcam, söz.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1538462429801123856?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1538462429801123856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1538462429801123856&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1538462429801123856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1538462429801123856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/bu-ara.html' title='bu ara...'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0sFHK9ZKDI/AAAAAAAABUw/QLh53YnRMAU/s72-c/alice-cat1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-8256745724926445891</id><published>2010-01-07T13:45:00.001+02:00</published><updated>2010-01-07T13:46:09.048+02:00</updated><title type='text'>merkür müsün nesin, git başımızdan!</title><content type='html'>çok öfkeliyim, sabah sabah sinirden oturdum ağladım, ofiste o kadar yanlış kararlar alınıyor ki! bir an önce yapılması gereken işler erteleniyor erteleniyor, "daha iyisini buluruz belki" diye ama&amp;nbsp;vasatı bile yapılamıyor bu arada! mükemmeli bulma hastalığından muzdaribiz ve kesinlikle birinin gelip bizi kurtarması gerekiyor! ha bi de en gereksiz, lüks şeyler de hemencecik hallediliyor, ayrıntı yazamıyorum şimdi&amp;nbsp;ama gercekten şaka gibi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi de merkür geri gidiyormuş, oh, şahtık şahbaz olduk!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-8256745724926445891?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/8256745724926445891/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=8256745724926445891&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8256745724926445891'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8256745724926445891'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/merkur-musun-nesin-git-basmzdan.html' title='merkür müsün nesin, git başımızdan!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-4020088363764506779</id><published>2010-01-04T00:23:00.000+02:00</published><updated>2010-01-04T00:23:17.151+02:00</updated><title type='text'>limonlu makaron, kar ve çay</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0EXtgkYsoI/AAAAAAAABUo/tuc0-5a8Pgo/s1600-h/kar+tanesi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ps="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0EXtgkYsoI/AAAAAAAABUo/tuc0-5a8Pgo/s320/kar+tanesi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;bir önceki yazıda söz verdim "bitti artık yeni yıl, ıvır zıvır muhabbeti" ama tutamıycam gibi görünüyor, çünkü birazdan okuyacağınız üzere bir "yeni yıl kararı" aldım. bu yıl yapabilirsem her güne bir cümle kurmayı düşünüyorum. yani günün sonunda o güne ait bi şey karalayayım istiyorum, ne hissettim, ne okudum, ne izledim, ne yedim, neye güldüm/ağladım vs. bir tür "neolitik kaptanın seyir defteri" gibi. insanın kendi yazdıklarını üzerinden zaman geçtikten sonra okuması çok ilginç oluyor, yani bana öyle geliyor. bazen blogun ilk yılında yazdıklarımı okuyorum, bir sürü şeyi unutmuşum ya da yabancılaşmışım onları yazarkenki ruh halime.. yalnız her yeni yıl kararında olduğu gibi bunda da hafiften çuvalladım biraz, nasıl bir deftere yazacağıma karar veremediğimden henüz başlayamadım! rezalet, üç gün oldu, ortada cümle yok! gerçi ne yazıcağım da belli: &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;31 aralık - klasik, hindi yedim.&lt;br /&gt;1 ocak - hindinin kalanı bitsin diye davet ettiğimiz arkadaşlarla hindi yedik.&lt;br /&gt;2 ocak - yine hindi&lt;br /&gt;3 ocak - hindi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şaka bi yana, yarın başlarım diyordum ama demin çay koymak üzere mutfağa gittim, kalan son makaronları da çayla yeriz, oh pek ala diye seviniyordum ki aa baktım kar başlamış, dedim tamam işte 3 ocak'ın cümlesi budur:&lt;br /&gt;"kalan son makaronları koyarken mutfak penceresinden karın yağışını fark edip bir koşu sevgiliye haber vermek... kar yağdığını haber verecek birinin olması ne güzel."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;not: "doğanın mücevherleri" kar tanesi fotoğrafı şu adresten: &lt;/em&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/---elisa---/3100635146/"&gt;&lt;em&gt;http://www.flickr.com/photos/---elisa---/3100635146/&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-4020088363764506779?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/4020088363764506779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=4020088363764506779&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4020088363764506779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4020088363764506779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2010/01/limonlu-makaron-kar-ve-cay.html' title='limonlu makaron, kar ve çay'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/S0EXtgkYsoI/AAAAAAAABUo/tuc0-5a8Pgo/s72-c/kar+tanesi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-3350285870601959191</id><published>2009-12-31T13:39:00.002+02:00</published><updated>2010-01-03T23:07:00.143+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yılbaşı'/><title type='text'>2010'da doğan apartmanı'nda!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzyN7UdI4lI/AAAAAAAABUY/WIYKkRu76yE/s1600-h/dogan+apartman%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421364101689958994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 238px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzyN7UdI4lI/AAAAAAAABUY/WIYKkRu76yE/s320/dogan+apartman%C4%B1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;paul auster'ın hikayesinden çekilen smoke filminde "noel hikayesi" yazmaya çalışan bir yazar vardı. hikaye noel günü yayınlamak üzere new york times tarafından sipariş edilmişti. yazarımız teklife önce evet demiş ama sonradan "aşırı duygusal" olmayan bir noel hikayesi nasıl yazılır diye sıkıntılara gark olmustu. sonunda mahalledeki tütüncünün yardımıyla içinden yılbaşı ağacı, noel baba ve parlak yaldızlı süsler geçmeyen fakat yine de etkileyici bir hikaye yazmayı başarmıştı. ben de bu yılbaşı için bir şeyler yazmak istedim, benim öyle "ay içinden noel baba geçmesin, cool olsun" dertlerim de yoktu ama vakit bulamadım işte. her aksam birtakım ofislerde yılbaşı kutlamaları (ilk kez karaoke yaptım bu arada, müthiş eğlenceliymiş), bu akşam yine bir arkadaşın evinde yılbaşı kutlaması derken yılbaşı hikayesi falan yazılamadı. halbuki yazsaydım hem çok duygusal, hem de komik olucaktı (içinde noel baba kılığı giymiş sıska askerler, askeri bandoyla bangır bangır "jingle bells" çalınan bir orduevi, bir otobüs dolusu yılbaşı heveslisi çocuk ve yaşadığı büyük hayalkırıklığı ve gözyaşlarıyla anne-babasını sorgulayan bir küçük neolitik hanım olacaktı. neyse, belki seneye yazılır. hala iyi bir hikaye bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kişisel olarak bu yıldan pek memnun kalmadım" yazacaktım ama baktım, sonuna doğru toparladı gibi, ya da ben artık asap bozucu bir sürü şeyi o kadar da ciddiye almamaya başladım, kendimi neşeye, yılbaşı kartlarına, arkadaşlar için küçük hediyelere vererek neredeyse mutlu diyebileceğim bir ruh haliyle giriyorum yeni yıla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dün eskişehir'den okul arkadaşım bir e-mail yazıp, gönderdiğim yılbaşı kartı için teşekkür etmiş ve yeni yıl için spesifik bazı dileklerde bulunmuş, "doğan apartmanında bir daire, iyi bir master programı" (illa ki benim master yapmamı, akademisyen olmamı istiyor, kendisi öyle çünkü). doğan apartmanı da ikimizin yıllardır kurduğu bir hayaldir, istanbulluların çoğu bilir, bilmeyenler &lt;a href="http://emlak.sabah.com.tr/emlakrehberi/kesfet/dogan_apartmani.html"&gt;&lt;span style="color:#000066;"&gt;şu sayfaya bakabilir&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, yıllar önce bir yılbaşı partisine gitmiştik o apartmana ve o zamandan beri hastasıyız. daha o zaman okan bayülgenler, sezen aksular felan keşfetmemiş idi apartmanı, şimdiki gibi milyon dolar değerinde değildi daireler. neyse, cevap yazdım "kızım bu yıl tam bilet aldık, 30 milyon çıkıcak, ben doğan apartmanını komple satın alıcam, ne dairesi" diye, canım ya hemen, "ayy bize de bi daire ayırırsın diy mi?" diye sormuş. "ayıpsın, ayırmam mı hiç?" diyerek içini rahatlattım :) sonra baktım gercekten 30 milyona alınır mı şu apartıman diye, nerdee, 49 daire varmış, 1 milyon dolardan hesaplarsan ı-ıh yetmiyor para, neyse dedim 5-10 tane alırız, büyük dairelerden birine ofisi taşırız, kalanlara da biz ve arkadaslar yerleşiriz, oh mis! tünel iki adım ötende, manzara süper! daha ne olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle işte, son haftalarda "yılbaşı da yılbaşı" diye epey kafa ütüledim ama bitiyor, herkese neşeli bir yılbaşı ve bol güzel haberli bir yeni yıl diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-3350285870601959191?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/3350285870601959191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=3350285870601959191&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3350285870601959191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/3350285870601959191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/2010da-dogan-apartmannda.html' title='2010&apos;da doğan apartmanı&apos;nda!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzyN7UdI4lI/AAAAAAAABUY/WIYKkRu76yE/s72-c/dogan+apartman%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-8634290432035524725</id><published>2009-12-27T21:18:00.003+02:00</published><updated>2010-01-03T23:07:14.882+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sinema'/><title type='text'>"you are the butter to my bread, and the breath to my life"</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/Szezu7e4rqI/AAAAAAAABUI/eULgzdU_hwo/s1600-h/julia.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 210px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419998295386271394" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/Szezu7e4rqI/AAAAAAAABUI/eULgzdU_hwo/s320/julia.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;filmin adı "julie &amp;amp; julia" bu sabah kahvaltıda izledim ve bayıldım. yazmaya vaktim olmadı ama yazıcam. bunu fragman olarak değerlendirin, filmde sevdiğim her şey var, yemek pişirmek, romantizm, paris, blog yazmak vs. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pek yakında bu blog'da :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*başlığın çevirisi, "sen ekmeğimin tereyağı ve hayatımın nefesisin" (çeviri pek iyi olmadı ama bence çok romantik)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-8634290432035524725?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/8634290432035524725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=8634290432035524725&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8634290432035524725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8634290432035524725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/you-are-butter-to-my-bread-and-breath.html' title='&quot;you are the butter to my bread, and the breath to my life&quot;'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/Szezu7e4rqI/AAAAAAAABUI/eULgzdU_hwo/s72-c/julia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-617117144032420829</id><published>2009-12-24T13:29:00.002+02:00</published><updated>2010-01-03T23:07:35.755+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='okuma parçası'/><title type='text'>Neo'nun kitaplığından: Gümüş Domuzların Esrarı. Bir Antik-Roma polisiyesi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzNXDMsPHOI/AAAAAAAABUA/tYd57Mw4HaY/s1600-h/gumusss.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418770489114828002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 316px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzNXDMsPHOI/AAAAAAAABUA/tYd57Mw4HaY/s320/gumusss.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık biliyorsunuz: zaman zaman okuma temposu yavaşlasa da elinde her zaman bir kitapla gezen entel bir kişiyim :P istiyorum ki okuduğum her kitabı şu bloga koyayım, okumayı sevenlerin de haberi olsun, beğenirlerse, merak ederlerse onlar da okusun vs. fekat bir türlü vakit bulup da yazamıyorum kitaplar hakkında, en son jane austen'ın bir romanını yazmıstım sanırım, halbusi onun üzerine bir sürü şey okudum, hiçbirinden bahsedemedim. neyse uzatmayayım, baktım hakkında yazamıyorum, hiç olmazsa bir alıntı yapayım, kısa bilgi vereyim ve begenip beğendiğimi yazayım, hatta yıldız vereyim :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte bu minvalde son bitirdiğim polisiyeden bir bölüm alıntıladım. tarihi ve polisiyesi seviyorsanız sizin de hoşunuza gidebilir. antik roma hakkında bilgi verdiği bazı bölümler sıkıcı geldi ama genel olarak beğendim ben. hikaye MS 70-71 yıllarında roma'da geçiyor, adamımız didius falco yoksul, romantik ve komik bir eski asker. şimdi de hayatını "bilgi toplayıcı" (zamanımızın özel dedektifi) olarak kazanmaya çalışıyor. "karısını aldatan parlak tünikli herifleri gizlice takip ediyor", mahkeme emirlerini teslim ediyor", "kayıp güzel kızları arıyor" vs. gümüş domuzların esrarı'nda güzel senatör kızlarının, çok zor koşullarda çalışılan gümüş madenlerinin ve berbat iklimiyle britanya adasının da işin içine karıştığı bir hikaye anlatlıyor. hem antik roma hakkında bi şeyler öğreneyim (çamaşırları beyazlatmada kullandıkları çok acayip bi teknik var mesela, akıl alır şey diyil) hem de gizemli, komik, romantik şeyler okuyayım derseniz gümüş domuzların esrarı size göre. benden üç yıldız (ha ne manaya geliyor derseniz, "güzel işte fekat bir başyapıt diyemeyiz" :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gümüş Domuzların Esrarı - Lindsey Davis&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;"Evime doğru yürürken sokaklar gitgide daha gürültülü oldu. Her tarafta satıcıların haykırışları, atların nal sesleri, koşum çıngıraklarından çıkan şıngırtılar duyuluyordu. Bir fırının önünden geçerken çamurdan tüyleri birbirine yapışmış küçük kara bir köpek bana çılgınca havladı. Köpeğe küfretmek üzere arkamı döndüğümde kafamı bir çömlekçinin ipe dizdiği testilere çarptım. Adamın reklam anlayışı, işlerinin her türlü darbeye dayandığını göstermekti herhalde. Neyse ki kafam kalındır. Ostia Yolu'nda çuvaldız satıcıları ile kırmızı üniformalı uşaklar yolumu kesti, ama birkaç kölenin ayağını ezerek kaçmayı başardım. Evimden üç sokak ötede annemin enginar aldığını gördüm. Dudaklarını büzdüğüne bakılırsa beni düşünüyordu. Bunu doğrulamak işime gelmediği için deniz salyangozu fıçılarının arkasına saklandım, geri geri kaçtım oradan. Beni görmemişti sanırım. İşlerim yolundaydı: Bir senatörle ahbap olmuştum, bitiş tarihi açık bir sözleşme yapmıştım, en güzeli de Sosia vardı. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;Hülyalarımdan iki yarmanın canımı acıtarak beni selamlamasıyla ayıldım. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;"Hop, hop!" (diye bağırdım). "Bakın çocuklar, ortada bir yanlışlık var. Smaractus'a kirayı muhasebecisine yolladığımı -" İkisini de tanımıyordum ama zaten gladyatörler Smaractus'un yanında fazla durmaz. Kaçmazlarsa muhakkak arenada ölürler. Oraya kadar gelemezlerse de açlıktan ölürler, çünkü Smaractus'un çalışırken onlara verdiği, yıkama suyunda haşlanmış bir avuç sarı mercimekten ibarettir. İki yarmanın da evsahibimin spor okuluna mensup olduğunu varsayıyordum.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;Yanlış varsaymışım. O sırada yarmalardan birincisi kafamı dirseğinin altına sıkıştırmış ezmekteydi. İkincisi suratını yüzüme eğip bana sırıttı; yan gözle son moda miğferinin yanak koruyucusunu ve çenesinin altındaki bildik kırmızı mendili görebildim. Bu hergeleler ordudandı. Eski asker numarası çekeyim dedim, ama İkinci Augusta Lejyonu'ndan emeklilik, hele de lejyonumun ünü göz önüne alınırsa hiç etkili olmayacaktı. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;"Vicdanın mı sızlıyor?" (diye bağırdı yandan gördüğüm surat). Başına bir dert daha açayım Didius Falco, tutuklusun!"&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;em&gt;Kırmızı dostlar tarafından tutuklanmak yabancı gelmedi bana. Smaractus'un benden para istemesi gibi bir şeydi. İki iri yarı delikanlının en iri yarısı bademciklerimi bir aşçı yamağının başparmağıyla bezelye ayıklaması gibi gayet işbilir bir tavırla sıkıp çıkarmaya çalışıyordu. Durmasını isteyebilirdim kendisinden ama tekniğine duyduğum hayranlıktan konuşamadım."&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-617117144032420829?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/617117144032420829/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=617117144032420829&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/617117144032420829'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/617117144032420829'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/neonun-kitaplgndan-gumus-domuzlarn.html' title='Neo&apos;nun kitaplığından: &lt;br&gt;Gümüş Domuzların Esrarı. Bir Antik-Roma polisiyesi...'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzNXDMsPHOI/AAAAAAAABUA/tYd57Mw4HaY/s72-c/gumusss.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-4722444904467460186</id><published>2009-12-22T14:37:00.002+02:00</published><updated>2010-01-03T23:09:20.633+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='TV'/><title type='text'>hatıralar mı, duygular mı?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzC9kydEexI/AAAAAAAABT4/ph-9djZvdwk/s1600-h/unutma+beni.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418038791443348242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 228px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzC9kydEexI/AAAAAAAABT4/ph-9djZvdwk/s320/unutma+beni.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;tıp dizilerinin hastasıyım, dr house olsun, grey's anatomy olsun, private practice, scrubs, ER (gerci o bitti) vs. gerçekte kan görmeye dayanabilir miyim emin degilim ama ekranda birtakım yakışıklı karizmatik adamlar, güzel komik kadınlar önlükleriyle hastalıklardan, ameliyatlardan bahsetmiyorlar mı illa ki izliyorum. geçen private practice'in bir bölümünde enteresan bir vaka vardı: Barbara ağır depresyon geçiren bir genç kız, ilaç, terapi vs. bi şey fayda etmiyor, doktoru bir de elektro şok tedavisi mi denesek diyor vee barbara elektro şoktan yüzünde bir gülümsemeyle çıkıyor. nişanlısı çok seviniyor fakat kız nişanlısını hatırlamıyor! tedavinin yan etkisi olarak sadece nişanlısını ve ilişkilerini hatırlamıyor oluşu tuhaf tabiy, doktorlardan biri kızın nişanlısıyla kötü şeyler yaşadığı için beyninin ona ilişkin hatıraları bloke etmiş olabileceğini düşünüyor ama çocuk o kadar iyi biri ve kızı o kadar çok seviyor ki, bu ihtimali eliyorlar. bir süre sonra doktoru kızın numara yaptığından şüpheleniyor. nitekim biraz sıkıştırınca kız nişanlısından ayrılmak istediğini, ama onun kendisini çok sevdiğini bildiğini, çok iyi biri olduğunu, onu üzmek istemediği için öyle davrandığını anlatıyor. doktorlardan da gerçeği ona söylememelerini rica ediyor. doktorlar da bi dilemma içinde kalakalıyorlar tabiy, söyleseler hastanın talebine uymamış olacaklar, söylemeseler çocuk kendini hatırlatmak için çırpınıp duruyor. neyse efendim, sonunda kadın doktor, kızın nişanlısıyla konuşurken kızın artık onu hatırlamadığını, dolayısıyla kızın onun için bir yabancı olduğunu söylüyor ve şu mealde bir şey söylüyor, "onu sevdiğini söylüyorsun ama hatıralarla duyguların birbirine sarmalanmış şeyler olabileceğini, ayırmanın zor olduğunu unutma, sen hala onu mu, yoksa onunla olan hatıralarını mı seviyorsun?" sonunda çocuk ikna oluyor, orası çok mühim değil de beni esas çarpan şu hatıralar ve duygular kısmı oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;dün akşam, evliliği pek iyi gitmeyen bir arkadaşımla buluştuk, birkaç kez ayrılmanın eşiğine geldiler ama hep bi şey durdurdu onları. tesadüfen o da izlemiş diziyi ve o da tam da o bölüme takılmış. belki biz de o yüzden ayrılamıyoruz, geçmişte yaşadığımız güzel şeyler var, onlara takılıp kalıyoruz(m), birbirimizi hala sevdiğimizden değil bir arada kalışımız" gibi bi şeyler söyledi. bu kararı ben veremem tabii ama fikir mantıklı sanki. zamanında güzel hatıralar birikmiş, özellikle ilişkinin zor anlarında yoklanıp, tozları alınıp içimizi rahatlatmış ama yenileri eklenmemiş, hatta giderek tatsız olanların sayısı artmış. hatıraların duygunun yerine geçmesi ihtimali yüksek bu durumda. artık ona olan hislerine değil de hatıralara bağlandığını fark etmek hüzün verici. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;"kişisel yılbaşı hazırlıkları şenliklerini" yazıp dururken bu böyle araya girdi ama nabalım, birkaç gündür zihnimi meşgul ediyordu. bugun yeni süsler alayım diyorum, perşembe akşamı da erken bir yılbaşı yemeğine gidicem, ne pişirip götürsem aceba?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*resimdeki unutma beni (forget me not) çiçeği. hatıra felan deyince çağrışım yaptı. pek şirinler.&lt;/em&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-4722444904467460186?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/4722444904467460186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=4722444904467460186&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4722444904467460186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/4722444904467460186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/hatralar-m-duygular-m.html' title='hatıralar mı, duygular mı?'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SzC9kydEexI/AAAAAAAABT4/ph-9djZvdwk/s72-c/unutma+beni.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-1911395165033294931</id><published>2009-12-18T16:02:00.001+02:00</published><updated>2010-01-03T23:08:00.097+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yılbaşı'/><title type='text'>kasap süpürgesi - yılbaşı çiçeği. ne alaka?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyuQn__8tCI/AAAAAAAABTw/GYkq30J-pgo/s1600-h/ruscus1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416581993712104482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyuQn__8tCI/AAAAAAAABTw/GYkq30J-pgo/s320/ruscus1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"kokkino". yunanca "kırmızı" demekmiş. yılbaşına doğru çiçekçilerde belirmeye başlayıp, "ay bir yıl daha geçti, ne çabuk!" diye insanın hayrete düşmesine vesile olan sivri yapraklı, minik, koyu kırmızı meyveli bitkiden söz ediyorum. aslında bizim satın aldığımız tam olarak o bitkinin kendisi değil tabiy, çiçekçiler o kırmızı meyvecikleri öbek öbek yeşil sivri dallara sarıyorlar, oluyor sana kokina! internette çeşitli kaynaklarda İstanbullu Rumların yılbaşında evlerini süslemek için kullandıklarından bahsediliyor ama şimdilerde benim gibi yeni yılı kutlama hevesine kapılan hemen herkes birkaç demet alıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;efenim, ekmekçi kız hanımın nergislerinden ilhamla ben de bir çiçek yazısı yazayım dedim, hem de yılbaşı konseptine uygun olsun. baktım şule de yorumlarda kokina'dan bahsetmis, hah dedim, kokinalar! her yıl aralık ayı başında bizim gümüşsuyu yokuşunda belirir kokinacılar, ya mevcut çiçekci tezgahında olur, ya da sırf kokina satan satıcılar belirir kaldırımlarda. evde büyükçe kahverengi bir vazo var, ona konur, ordan da masanın üzerine. badem yaramazı pek sever bu kırmızı tuhaf bitkiyi, dikenlerinden sakınarak uzun uzun koklar, fazlaca üzerine giderse vazo devrilir, bizimki de gürültüden korkup anında ortadan kaybolur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yılbaşı gelir geçer, kokina yapraklarını dökmeye başlar, meyvecikleri büzüşür ama ev ahalisinden kimsenin eli değip de kokinaları atamaz. dikenli oluşundan ve de yapraklarını azıcık dökse de hala iyi göründüğünden epey idare eder. sonunda mevsimler geçer, bahar, yaz, sonbahar derken yeni kokinalar çıkar dermişim, yok yahu o kadar bekletmeyiz, en geç şubat bilemedin martta atarız eski kokinaları :P&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;o kırmızı mevyecikli bitkinin latince adı "ruscus aculeatus" imiş, ingilizcesi de "butcher's broom" yani kasap süpürgesi. böyle şirin meyveli bir bitki için haşin bir isim diy mi? türkçede de "kasap süpürgesi", "tavşan kirazı/memesi",:) "dikenli mersin", "herdem taze" (ne güzel isim) vs. diye geçiyor. ağaçlar.net adlı siteye göre ruscus'ların kendi kırmızı meyveleri varmış ama her dalda bir tane olduğundan ve de "tüketim oburu" insanlara bir kırmızı meyve az geldiğinden salkım salkım olsun diye ilave meyvecikler bağlanıyormuş dallarına.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;bir de yılbaşı/noel filmlerinden bildiğimiz altında durulunca illa ki öpüşülmesi gereken "ökse otu (misletoe)" var ki onu da yazarsam "eeh ama bu kadarı da fazla, bizim ananelerimizde, örfümüzde, adetimizde olmayan şeyler cık cık" denir diye korkuyorum. geçen yıl "dünyadan yılbaşı gelenekleri " diye bir şey yazası olmustum da yemistim fırcayı birilerinden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;neo&lt;br /&gt;the tırsak yılbaşı kutlamacısı :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-1911395165033294931?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/1911395165033294931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=1911395165033294931&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1911395165033294931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/1911395165033294931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/kasap-supurgesi-ylbas-cicegi-ne-alaka.html' title='kasap süpürgesi - yılbaşı çiçeği. ne alaka?'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyuQn__8tCI/AAAAAAAABTw/GYkq30J-pgo/s72-c/ruscus1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1427587900864391676.post-8325405600797990729</id><published>2009-12-15T15:59:00.001+02:00</published><updated>2010-01-03T23:08:00.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yılbaşı'/><title type='text'>bi faaliyet bi faaliyet!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyeXDPZ7aZI/AAAAAAAABTg/h-3lzUYe7co/s1600-h/dddd.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415463158866995602" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyeXDPZ7aZI/AAAAAAAABTg/h-3lzUYe7co/s320/dddd.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;evdeki renkli printer cayır cayır çalışıyor son günlerde, mat fotoğraf kağıdı bulmak için istanbul'un altı üstüne getiriliyor (etraftaki teknoloci marketlerde bulamadım da sağa sola haber saldım), sonra mat kağıttan memnun kalınmıyor, aslında parlak da olurmuş diye hayıflanılıyor ama yapacak bi sey yok, o kadar kağıt ziyan mı olacak, hayır, onlar da kullanılıyor. yalnız kağıt degil tabi, baskıları şenlendirmek için renk renk simli pullu boyalar, yapıştırıcılar alınıyor. minik parlak harfler, aylar, yıldızlar havalarda uçuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;chibo'ya uğranıp keçeden yapılmış kırmızı beyaz geyikler, simli parlak toplar çantaya dolduruluyor. ofisteki masaya, evde pencereye, abajura habire süsler asılıyor. aslında bi ağaç mı almalı diye abartacakken yok artık diye vazgeçiliyor! zencefilli kurabiye, balkabaklı pay (gerçi o cadılar bayramıylan alakalı ama olsun :) tarifleri ekleniyor tarifler dosyasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yılbaşı nolduysa, etrafta olup biten bütün berbat şeylere rağmen acayip bir ruh hali içindeyim. bi faaliyet bi faaliyet!  badem'li yılbaşı kartları gönderilecekler listesine yeni isimler ekleniyor, "yaw sırf kartla olmaz içinde bi seyler daha olsun" diye cin fikirler geliştiriliyor. bu sene bloga duygusal bir yılbaşı hikayesi yazsam mı acaba diye düşünülüyor vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazı çizi işi bi tarafa bende fena halde bir domestik taraf var, onu keşfediyorum, yani yeni bir keşif degil tabiy, öteden beri çok seviyorum kişiye özel hediyeler bulayım, güzel kağıtlara sarayım, örgü öreyim, dikiş dikeyim, kurabiye yapayım :) zaten işten güçten sıkıldım, böyle böyle içimdeki potansiyeli polisiye yazarlığından martha steward olmaya kaydırırım belki, ehem ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*fotograf etsy.com'dan&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1427587900864391676-8325405600797990729?l=neolitikhanim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/feeds/8325405600797990729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1427587900864391676&amp;postID=8325405600797990729&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8325405600797990729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1427587900864391676/posts/default/8325405600797990729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://neolitikhanim.blogspot.com/2009/12/bi-faaliyet-bi-faaliyet.html' title='bi faaliyet bi faaliyet!'/><author><name>neolitik hanım</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07348572619340149378</uri><email>nosotros40@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='13024727152945810711'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_xnxon1OIZRQ/SyeXDPZ7aZI/AAAAAAAABTg/h-3lzUYe7co/s72-c/dddd.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry></feed>