havuz başında islav kederi



havuzu sevmem pek, denizdir benim favorim. havuzda yüzerken birilerine çarpmamaya çalışmak, hareketlerine dikkat etmek (suda olmak insana saçma şeyler yaptırıyor) falan sıkıcıdır. dün istanbul'a yakın yerlerden birinde bir havuza gittik. aslında önce kıyıköy'e gidelim dedik ama baktık hava bulutlu biraz, rüzgar da var, havuza karar verdik. silivri'deki bir otelin fiyatı uygunmuş dendi, silivri'nin bendeki imajı yüzünden başta biraz tereddüt ettim. 80'li yılların Türk filmleri sağolsun, silivri sanki böyle bir sürü zengin ve şımarık gencin, kötü müzikler eşliğinde parti verdiği çirkin yazlıklarla ya da göbekli, mercedesli müteahhit adamların karılarını aldatmaları için dizayn edilmiş ucuz otellerle dolu bir yermiş gibi gelirdi.

boşuna endişelenmişim, gayet güzel, sade bir yerdi otel ve havuzu. cumartesi oldugundan pek kalabalık da değildi. gazete ve dergilerimizle havuza yakın şezlonglara yerleştik. havuzda biraz yüzüp serinledikten sonra en sevdiğim tatil aktivitelerinden biri olan etraftakileri çaktırmadan inceleme faaliyetine giriştim (güneş gözlükleri sağolsun :) kabaca üç grup vardı havuzun etrafında:

1. gösterişli güneş gözlükleri (havuzda bile çıkmıyor o gözlükler, e kafa da suya sokulmuyor haliyle) ve iddialı mayolarıyla ruslar

2. çiftlerden sadece erkek olanının güneşlenip yüzdüğü arap çiftler

3. çoluk çocuk, gırgır şamata eğlenen türkler.

en çok birinci gruptakiler ilgimi çekti, neden derseniz bir süredir rus turistlerin tatil davranışları üzerine kafa yoran bir insanım (neolitik the sosyolok :) zaten bu blogun takipcileri de bilir, bu dogu bloku ülkelerinin serbest piyasa dönemiyle birlikte yaşadıklarına en çok dertlenen insanlardan biriyim (bana ne oluyorsa, ama öyle). beş yıldızlı oteldi, muza binmekti, bin bir çeşit yemekli açık büfeydi bunlardan yıllar yılı haberin bile olmasın, sonra bir anda bollaşan nakitle birlikte kendini sıcak denizlerde bul (bkz. rusların sıcak denizlere inme isteği).

şöyle bir hisse kapılıyorum tatildeki rusları görünce, sanki mutlu olmanın formülünün lüks otellerde tatil yapmak, açık büfelerde tıka-basa karın doyurmak, en acayip mayolar ve abartılı kıyafetlerle (80'li yıllardaki banu alkan ve serpil çakmaklı kreasyonunu gözlerinizin önüne getirin) havuz başında salınmakta olduğunu düşünüyorlar ve bunları harfiyen yerine getirmek üzere memleketimize gelmişler, bu dediklerimi de eksiksiz yapmışlar ama bir yerde eksik bir şey kalmış.. evet tatildeler, güneş parlak, hava sıcak ama yüzlerinde hep buruk bir ifade, suratları hep biraz asık sanki. hayalkırıklığı mı desem, tatmin olmanın verdiği doygunluktan mütevellit bir donukluk mu desem, bir şey var işte.

bütün öğleden sonra kah havuzda kah havuz kenarında rusları gözlemleyen biri olarak bir tanesinin bile şöyle dolu dolu güldüğünü görmedim desem.. hele tek başına güneşlenen orta yaşlı bir kadın vardı, o kadar mutsuz görünüyordu ki, büyük bir ciddiyetle havuza girip, tek bir rota üzerinde yüzerek birkaç tur atıp sert adımlarla şezlonguna dönüyordu. daha önce kemer'deki bir otelde de rastlamıştım benzer tablolara, açık büfeden tabaklarını doldurmuş iki çocuklu rus aileler yine neşeden uzak bir havada sessizce yemeklerini yiyorlardı.

onları böyle görmek hüzünlendiriyor beni. insan neye sahip değilse onu özler, onunla tamamlanacağını sanır ya, ruslar da hep özendikleri, hayalini kurdukları şeylere kavuşmuş ama mutluluğun bununla ilgisi olmadığını anlamış gibi görünüyorlar. ya da belki de memleketlerinde berbat bir hayatları var, kısa tatilden sonra oraya dönecek olmanın kederini üzerlerinden atamıyorlar. Bilemedim…

not: bu sabahki gazetelerden birinde gördüm, Rusça yayın yapan bir sitede “Türkiye’de yaşamak için 37 neden” listesinin 7. maddesi “Asık yüzlü Rus turistler dışında, insanları güler yüzlü ve nazik” imiş. demek kendileri de farkında bu durumun..

6 yorum:

elektra dedi ki...

bir de havuz başında ıslavların diri vicutlarını gören elektra'nın kederi hikayesi var. onu biliyor musun?:P

neolitik hanım dedi ki...

ahh bilmez miyim, sinir bozucular hakkaten. amaan! diri miri, suratları asık işte kardeşim :P

dreamsact dedi ki...

komünist arkadaşlar uyuz olacak şimdi, eminim. ama yine de dilime protez bir kemik uydurana kadar idare etsinler..
her şey "pravda"nın bir propaganda gazetesinin adı olmasıyla başladı.. tam da bu vakitten sonra, en akıllısının bile kafası karıştı. kavramlar da birbirine karıştı. hem toplumsal hem de bireysel bellek kaosa sürüklendi.. zira en temeldeki kavram; "pravda" manipüle edilmişti.. tarihte yapılmış belki de en büyük densizlikti bu.. evet, bütün ideolojiler, bütün akımlar, bütün sistemler insanlara kötülük yapmıştı ama hiçbiri bu kadar cüretkar olmamıştı.. o gün bu gündür rusların yüzlerindeki kalıtsal keder bir tür somurtuya, sevimsiz bir huzursuzluğa dönüştü..

rusların tarihe ihanetleri komünizmden yüz çevirmeleri değil bilakis komünizm yoluyla pravda'yı manipüle etmeleriyle başladı.. acı bir hikayedir aslında. içinde her tür her cinsten binlerce trajedi barındırır.. yitirilmiş çok kıymetli şeyler var. bilmeseler de hissediyorlar eminim.. belki de bu yüzden asıktır suratları..

tabi bir de işin, benim kafamın hiç basmadığı turist psikolojisi tarafı var ki, sadece tuhaf bir hayranlıkla izlerim..

böyle işte.. rus turistlerin tatil davranışları üzerine kafa yoran sevgili neolitik the sosyolok'a bir katkım olsun dedim.. :)

neolitik hanım dedi ki...

hmm, demek pravda'yla ilgisi var diyosun bu meselenin? haklı olabilirsin. mutsuzluklarının "yitirilmiş çok kıymetli şeyler"le ilgisi olduğunu ben de düşünmüştüm ama pravda aklıma gelmemişti.

"başkalarının hayatı" filmi vardı ya hani izlemiş miydin, doğu berlin'de muhalif sanatçıları gizlice dinleyen bir istihbaratçının dönüşümünü anlatıyordu. o filmden sonra boktan olanın iktidar olduğunu, en mükemmel, en kusursuz olma, kimseye haksızlık yapmama iddiasındaki sistemlerin bile güçle bir sorunu olduğunu düşünmüştüm. şimdi "aman da aman neolitik hanım buna yeni mi aymış, ne sanıyormuş ki" denebilir, ancak ruslarınki gibi iddialı başlamış bir hikayenin böyle bitmesi.. pek iyi anlatamadım sanırım ama sen anlamışsındır :)

ekmekcikiz dedi ki...

"Slav Hüznü" diye bir kavram vardır.
Kaynağı nedir, derseniz bilemeyeceğim.
Belki de bu kavrama uygun davranmak için öyle asık suratlıdırlar(mı)?
Ama, hakikaten öyleler.
Sahi, şimdi düşündüm de hiç rus komedi filmi hatırlayamadım.
Yanılıyor muyum?

ssbb dedi ki...

duydunuzsa da zevk almamışsınız, belli:)