Sayfiyelerden dönenler / Ahmet Haşim

Kış geliyor. Sıcak yaz aylarını geçirmek için deniz kenarlarına, kırlara, tepelere kaçanlar, şimdi birer bire kışlıklarına dönüyorlar. Bunlar sema ve deniz maviliği, kır, dağ yeşillikleri içinde geçen yazlarından acaba memnun mudurlar? Güneşte, uzun müddet pişen meyveler, ekim ve kasım aylarına doğru, tatlı renkler içinde kokulanır, ballanır; acaba yaz, sayfiyecilerin ruhuna da sonbahar meyvelerinin mes’ut olgunluğunu vermiş midir? Hayır, bunlar gittiklerinden daha yorgun, daha mahzun, daha bezgin döndüler; Boğaziçi’nde bütün yaz, sarhoş naralarından maada başka hiçbir ses, tabiatın neş’eli ahenklerine karışmamıştır. Birçok yalıların yaz kiracıları, fakir Ruslar ve Yahudilerdi. Yeşil tepeler üstünde ağaç gölgelerinde yemek eğlenceleri tertip edenler, koşuşanlar, gülüşenler yine hep onlardı. Boğaz’ın lacivert suları yalnız onların vücutlarına, zengin iyotlarını içirmiştir. Ya bu mülkün sahipleri, bu yeşil ve mavi alemde ne yaptılar? İskele başlarında, kasvetli meydancıklarda, küçük iskemleler üzerinde, bütün mevsim hazin hazin düşündüler, durmadan nargile çektiler, fincan fincan kahve içtiler, intihar edeceklerin sabit ve karanlık bakışıyla denize baktılar; gülenlere kızdılar; yüzenlere acıdılar ve her ne suretle olursa olsun eğlenmesini bilenlere derin derin hayret ettiler.

Gamlı Anadolu sahili, her gece musikîli, parıltılı, eğlenceli Rumeli sahilinin istihzası karşısında, alaturka saat üçten itibaren derin bir uykunun girdaplarına yuvarlanarak horlamaya başladı. Bu sahil için mehtap, her gece geç, pek geç doğmuştur. Acaba, oteller, kulüpler, gazinolar, meyhanelerle dolu cazbantlı ve balolu alafranga Ada, en iptidai geçim vasıtalarından mahrum alaturka Boğaziçi’nden “mesut olmak” hünerinde daha mı ustadır? Ne gezer!... Zenginler ve zengin eteğinde yaşayan parazitler üzerinde garip bir cazibesi olan Büyük Ada’nın kibar misafirleri, rakı sofraları ve kumar masaları dışında bir zerre neş’e bulmağa muvaffak olamadılar. İkide bir tertip ettikleri o masraflı, gösterişli eğlenceler, ancak tırnaklarını ruhlarına geçirmiş olan “sıkıntı” canavarının korkunç büyüklüğüne dalalet eder. O balolar, suvareler, “menfaat”ler hep o canavara karşı verilmiş birer meydan savaşıdır. Tüfenk omuzda, fişenk belinde ava giderek yolda bir tavşan satın alıp dönenler gibi, tabiat gecelerini, en süflî şehir eğlenceleriyle berbad etmiş olanlar, sıcak mevsimi sayfiyelerinde geçirecek kadar zengin olduklarına inandırmak için bütün yaz, balkonlarında çırılçıplak uzanarak, güneşin yalancı şahitliğini kazanmaya çalıştılar.

Buralarda mehtap, her gece boş yere gökleri dolaştı, gümüşlerini manzaralar üzerine döktü, yıldızlar boş yere konuşacak ruh aradılar. İptidaî Yakacık’ta tahtakurulariyle altı ay boğuşanlar, sevimsiz Bakırköy’ünde kireçli sular içip midelerini harap edenler, çöl gibi kurak Erenköy’ünde, sıkıntılı Bostancı’da sivrisinek iğneleriyle delik deşik olduktan sonra bir daha oraya ömür boyu dönmemeye yemin edenlerin yaz saadeti dile alınmaya bile değmez. Ne deniz kenarında, ne ovada, ne dağ başında, ne güneşte, ne havada mes’ut olmasını bilmeyenler, acaba kışın, şehirlerde, yağmurda ve çamurda mes’ut olmayı bilecekler mi? Ne gezer: Ne kış ne yaz bir dakika mes’ut olmayı bilemeyenler bir memleketi mes’ut etmeyi nasıl bilsinler? Sırf memleketin saadeti için, şahsen mes’ut olmanın hünerini öğrenmeye muhtacız.

Ahmet Haşim
Gürebahane-i Laklakan / MEB Yayınları 1988 baskısı

4 yorum:

neolitik hanım dedi ki...

evet yaz bitti, yani takvim öyle diyor. ahmet haşim'den yine huysuz tonda bir yazıyla veda edeyim dedim benim için pek de iyi geçmeyen yaza..

Sanem dedi ki...

Gülümseyerek okudum :))

endiseliperi dedi ki...

ben de mesut olmak istiyorum. sırf memleketimin saadeti için:p

güzel bir alıntı. mersiiii.

neolitik hanım dedi ki...

sanem,

haşim'nden başka alıntılar da gelecek. ayrıca ahmet rasim ve abdülhak şinasi hisar da var sırada.

peri,

evet evet, ben de mesut olmak istiyorum, " İskele başlarında, kasvetli meydancıklarda, küçük iskemleler üzerinde, bütün mevsim hazin hazin düşünenlerden" biri olarak mutlu olmak benim de hakkım. tabiy memleketin saadeti için :P

reca ederim.