"mesela aşk yazılmaz bana göre..."

Serginin adı "Aşk". Ne anlamalıyız aşktan?

Aşk çok boyutlu bir şey, illa cinselliğe, dünyanın hazlarına yönelik bir çağrışım yapmak zorunda da değil. Bunu görsel aktarıma nasıl taşıdığın önemli. Mesela aşk yazılmaz bana göre, en azından roman tarzı olmaz. Nesre dönüştürdüğün zaman aşkı kurgulamaya başlıyorsun, o andan itibaren kendi soyut dünyasından uzaklaştırıp gene dünyevileştiriyorsun, çünkü onu artık bir macera içinde kurguluyorsun. Bu da bana bir Mike Hammer romanında geçen bir aşk anlatımından farklı gelmiyor.

Senin aşktan anladığın bir tür aşkınlık mı?

Bence öyle. "Aşka gelmek" nedir mesela? Tinsel bir atmosferin içine girmek. Bir aşk bitti, yenisi başladı gibi düşünmek, başlangıç ve bitiş süreleri koymak, bir tefrika romanın periyodları gibi düşünmek gibi değil. Bu anlamda aşk romanı yazılmaz diyorum, yoksa yazılır, modernist bir kurguyla bu olur. Ama Doğu'nun "Binbir Gece"si farklıdır. Batı'nın aşk romanı, polisiyesi hep orada var, ama fazlası da var. (...)

Senin ifadesiz figürlerinde nasıl tezahür ediyor aşk durumu?

Şöyle düşünelim: Bir kukla tiyatrosunun önündeyiz, Karagöz-Hacivat gibi izliyoruz, orada bir tulûat, bir gösteri var. Bu resimlerdeki figürler de öyle, aşkın ne olduğuyla ilgili bir gösteri yapıyorlar. Bir onları görüyoruz ve geri çekiliyorlar. "Aşk budur" deyip imgeyi sunuyorlar ve kayboluyorlar. Gölge tiyatrosunun figürleri gibiler, bir ifade, bir sevme, hoşlanma hali göstermiyorlar. Sadece bir incelik var ama, mesela kadının saçını tarayan bir adamın inceliği, kadının duruşundaki bir incelik... Bir adamın bir kadının saçını severkenki üç boyutlu resmedilişi var, bir de onun ışığın etkisiyle duvara yansımış görüntüsü var. Biz bunu bir an görüyoruz ve kayboluyor. Orada bir şey söyleniyor ve bitiyor. Karagöz ve Hacivat'ta da arka arkaya buna benzer şeyler gelebilir, görüntüler gelip gider. Arka arkaya gelen bu görüntüler bazen bir bütünlük de oluşturur, bazen de oluşturmaz. (...)

Express - Nisan 2009

***

express dergisinin nisan sayısındaki bir röportajdan aldım yukarıdaki bölümü. Arslan Eroğlu ile yeni sergisi "Aşk" üzerine konuşmuşlar. Resimleri ayrıca gidip görmek lazım ama onlardan önce sanatçının aşkla ilgili görüşleri ilgimi çekti. Metin Bey de yazmış ya, "yok bitmeye mahkummuş, raf ömrü iki yıllıkmış vs." diye, onu da okuyunca iyice manalı geldi yukarıdaki cümleler. Eroğlu, "başlangıç ve bitiş cümleleri koymak, bir tefrika romanın periyodları gibi düşünmek gibi değil" demiş ya, onu sevdim, bir de aşkın bir hikaye gibi değil de bir hal olarak resmedilişi de hoşuma gitti. "aşkın romanı yazılmaz" da iddialı ama üzerinde konuşmaya değer bir cümle.

Sergiyle ilgili bilgiyi şu linkte bulabilirsiniz: http://www.nevarneyok.com/sanat/Sergi.aspx?Id=731

6 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Yaa!?
Aşkın romanı yazılmazsa, ne olacak bizim o Jane Austenlar filan falan?
:=)

Şaka şaka!
Doğrusu üzerinde düşünülecek fikirler bunlar, iyi etmiş de aktarmışsın, Neocum.
:)

endiseliperi dedi ki...

ooops, aşkı çıkar dünya edebiyatından geriye ne kalır?

:) ama doğruya doğru, aşkı anlatmaya kalktığın an bayık, yapış yapış oluyor sözcükler. ve evet, hiç değilse göstermek daha hoş.

aşkı anlatan cümleler değil de, bazı cümlelerin - konuyla hiç alakasız da olsa- aşkı çağrıştıran halleri var. yani bazı cümleler, isterse musluk aparatından bahsetsin, aşka yakın bir halleri oluyor. böyle yani. seviyoruz öyle cümleleri.

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

valla röportajı okuyunca ben de bunu sordum hemen, jane austen'lar, orhan pamuk'lar (kara kitap özellikle) ne olacak o zaman? sonra açıklıyor zaten, modern kurguyla yazılır tabii ama anlatılan aşk mıdır, orada şüpheleri var sanatçı kişisinin :)

...

endişeli peri,

pek bir şey kalmaz herhalde :)

tam dedigin gibi, aşkı anlatma muradıyla yazılmamış ama içinde onu ve başka şeyleri barındıran cümleler çekiyor bizi.

Ekmekcikız dedi ki...

Bu şapkalı kokoş Neolitik'e bayıldım.
Söylemeden geçemeyeceğim.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Şapka da şapkaymış, hani!
:O)

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

seyahate çıkmış olmalısın çoktan, çok eğlenmeni ve bol hikayeyle dönmeni diliyorum.

resim küçük olduğundan mı şapka gibi görünüyor acaba, "aa kafasında tilki oturan ve kitap okuyan bir kız, ne güzel" :)diyerekten seçmiş idim resmi. begendiğine sevindim. ingilizce bir kitap dergisinden bulmuştum ama şimdi hangi dergi hatırlayamadım.