Bulıt mulıt


  • Teenage kızların aklını başından alan twilight (alacakaranlık) serisinin ilk kitabından uyarlanan filmi izledim. “Vampir olsun çamurdan olsun” zihniyetinde bi insan olduğumdan mıdır nedir, pek hoşuma gitti, o koyu yeşil ormanlar, her daim karanlık, kapalı gökyüzü, küçük kasaba tekinsizliği, bi de vampirlerin yaşadığı evdeki retro ortamın hastası oldum. Ha, tipik Amerikan gençlik filmi klişelerinden muzdarip mi film, öyle ama napalım.. bi sahnede pembe dudaklı, soluk benizli vampir oğlan, sevgilisine “seni bizimkilerle tanıştırmak istiyorum” müjdesini verince kızın eli ayağı birbirine karışıp, “ay acaba beni severler mi” diye panik oluyor. Vampir oğlan da “ilahi, bir ev dolusu vampirle tanışacağım diye tırsmıyosun da beni severler mi diye endişeleniyosun, bi hoşsun!” diyo :)

  • Budala biraz yavaş gidiyor, ilk cildin sonlarına doğru hafiften baydı bile diycem ama entel kadın çizgimden kaymaktan korkuyorum :p yok ya, Dostoyevski bayar mı hiç insanı, sırf benim uyuzluğumdan, biraz derinlikli şeyler hemen bi efkara sürüklüyor beni bu ara, o yüzden işte popüler filmlere felan meyledişim –Harry potter’ı da izledim evet, nolmuş! Ve de kitabın yazarı olacak o rowling cadısına bi çift lafım var!- prens mişkin karakterini çok seviyorum, düştüğü durumları, ettiği acayip lafları, yaşadığı gel-gitleri okurken nerede olduğumu unutuyorum ama nedense dostoyevski’nin “ne olacak bu memleketin hali” tadında yazdığı yerler (“ben bir tek rus sosyalist olmadığı iddiasındayım azizim” vs.) fazla geliyor. Tolstoy da Anna karenina’da rus köylüsü üzerine sayfalarca yazar ama onları hiç sıkılmadan okumustum. O zaman iyiymişim demek ki, bi de ordaki aşk hikayeleri bambaşka idi. Neyse…

  • Dikkat bu bölüm ağır spoiler içerir, gerçi Harry potter’ın altıncı kitabını okuduysanız zaten biliyorsunuz ama bu uyarı kitabı okumadan filme gidecekler için:


    Rowliing ah rowling, sana ne diyim bilmiyorum! Şöyle ağzıma geleni söylemek istiyorum ama neolitik hanım blogu baştan öyle kurgulanmadığı için küfretmek olmaz şimdi… zaten şu Harry’yi anasız-babasız başlattın hayata, başına gelmedik şey kalmadı, bi vaftiz babası vardı sirius black onu da öldürdün vicdansız kadın! Allahtan iki yakın arkadaşı ron’la hermione var diycem ama her yeni kitapta “ay onlardan birini mi öldürdü bu sefer uğursuz” diye yürek çarpıntıları yaşattın hepimize! Ve sonunda da yaptın yapacağını, koskoca dumbledore’a nasıl kıydın bre acımasız! Nasıl öldürürsün ya dumbledore’u nasıll? Kitabı okuduğumda çok gıcık olmustum, öfkem filmle tazelendi iyi mi oldu? Duydum ki bi de yazarken karakterleri öldürdüğünde hüngür hüngür ağlıyormussun, e öldürme, öldürme kardeşim! Büyü dünyasında geçmiyor mu bu hadise, derin bir komaya soksaydın, bilmem ne kuşunun gözyaşıyla uyanacak olsaydı mesela, potter da gidip getirseydi kaf dağının ardından ama öldürmeseydin şu dumbledore’u da, harry’nin torunlarını görseydi olmaz mıydı!

  • Neyse, filmdi kitaptı onlar tamam da biraz yeme-içme muhabbeti yapalım diycem ama bu ara bu konuda bende yeni bi şey yok. abur cubur piyasasını takibi bıraktım, geçen gün yediğim o caanım şeftalili tatlı -anladın onu sen ekmekçi kız ;-) dışında nicedir tatlı yemedim, oy oyy! Badem’le birlikte diyet yapıyoruz, hem sıcaklardan bi sey yiyesimiz yok, hem de ben spora başladım –badem’e de teklif ettim ama cevabı kıçını dönüp yatmak seklinde oldu- Epey oldu başlayalı aslında, dört-beş haftadır b-fit’e gidiyorum, en sevdiğim yanı benim gibi üşengeç birinin bile sıkılmadan yapabiliyor olması. Bi de işe yarıyor hakkaten, dün ölçüm yapıldı, epey incelmisim, ayca sen’in “tuz koyarken sallanan kollar” diye tabir ettiği durumda epey düzelme var, hatta hafiften temel reis kıvamına doğru bi gidis de yok değil…

  • Ofiste tatil zamanı geldi, birer birer gidiyor arkadaşlar, bir de şehir dışına toplantıya gidenler olunca, kuru ot yığınlarının rüzgarda yuvarlandığı ıssız kovboy kasabalarına dönüyor koca ofis. Allahtan bi kenarda huzurla uyuyan tekir, terasta da renk renk acmış sakız sardunyaları var da teselli bulunuyor.


    Böyle işte. (en sevdiğim yazı bitiş cümlesi eheh)

    not: resim meşhur twilight filminden, konuşma balonlarını befunky.com sitesinde ekledim. epey canım sıkılıyor evet, nelerle uğraşıyorum. ühü!

9 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Afiyet olsun!
Yine yaparım, yine yersin.
:))

Can sıkıntısı oluyor böyle, bazı bazı... Havadan olabilir, henüz tatile çıkmamış olmaktan olabilir, daha sayayım mı?
Uğraşıp yaptığın çok eğlenceli olmuş ama, sıkıntın geçmiştir.
:))

endiseliperi dedi ki...

bizim atakan da gitti geçenlerde harry potter filmine. salonda 70 lerinde bir dede ile 30 larında iki ağabey varmış:)bora hiç sevmez harry potter'ı. ben severim ama bir ara tv'de zamanı gelince izlemek kadar kredim var ona.

benim de canım çok sıkılıyor. çooook, öyle böyle değil.

öpüyorum. sevgiler.

neolitik hanım dedi ki...

ekmekçi kız,

tadı damağımda kaldı valla. yine yerim, yine yerim :)

tatile gidesim de yok, o derece.. plan yapmak bile gözümde büyüyor.

ben de begendim vampirli resmi :) hatta başka fotograflarla mini fotoromanlar yapmayı bile düşündüm.

...

periciğim,

hoşgeldin. harry potter'ın kitaplarını seviyorum daha cok ama filmlerin de yeri ayrı. o kitabın başında trene doluşup büyücülük okulu hogwarts'a dogru yola cıkmıyorlar mı mest oluyorum. ya da karlar içinde yürüyerek yakınlardaki kasabaya gidiyorlar falan. işin macera kısmından çok öyle bir okulda olma fikri beni çekiyor. bir terapistim olsa ve bunları duysa, kaşlarını manalı bir şekilde kaldırıp "hmm tipik yetişkin dünyasından kaçma eğilimi" derdi eminim.

bora potter'a hiç şans vermiş mi, yoksa okumadan mı kıl olmuş merak ettim.

ne olucak böyle bu iç sıkıntısı, güneş tutulmasından, gezegenlerden vs diyorlar. büyük değişimler olacakmış, hayırlısı deyip, aslı'nın da yazdığı gibi "akışta kalalım" bari :)

bettra dedi ki...

Vampirli mampirli filmleri & hikayeleri seviyorsanız serinin diğer kitaplarını da okumalısınız mutlaka... Leblebi çerez niyetine ve aşk dolu saatler için :)Hoş hikaye sizi içine aldıysa benim naçizane önerime gerek kalmamıştır. Tek kötü yanı Meyer'ın yarattığı Edward karakterinin erkeklerden bekletilerimizi karşılanamaz gerçeküstü bir çizgiye taşıması :(
Seriyle ilgili birkaç küçük yazı için bloguma da beklerim :)

Sevgiyle,
Bettra...

aslı hayvanı dedi ki...

ya kızlar bir edward tutturmuşlar hagaden. bööle tanıdığım yirmi yaş civarı bişiiler var, hepsi "edward" diyince ayılıp bayılıyolar. ben de yaşımın verdiği olgunlukla "aman ne anlıyosunuz bu heriften" diyorum mahkeme duvarı gibi suratımla. john taylor'a hasta olan bir kuşaktan geliyoruz biz, edward medward keser mi? :)

ama tatilde, deniz kenarında okuyacam seriyi. tatil ortamına daha kaliteli kitaplarımı götürerek harcamıyorum :)

neolitik hanım dedi ki...

bettra,

sesli kitaplarını buldum bi yerlerden ama henuz dinlemedim. bakalım.. kızlar edward karakterine o yaşadığı ikilemler nedeniyle bayılıyorlar gibi geliyor, "sana aşığım lakin ısırmamalıyım, ya kendimi tutamazsam gerisi gelirse, nayır sana bunu yapamam" triplerine girince kızların "yarı arıza yarı centilmen" tiplere olan düşkünlüğü devreye giriyor sanki.

bloga ugradım, seriyle ilgili yazılara bakamadım henuz ama ilk fırsatta bakicigim.

sevgiler

...

aslı h,

valla nicedir iç sıkıntısından muzdarip sefil bir ruh olarak beni kim kesiyordu hatirlamiyorum :) bi colin firth vardi, o noldu sahi?

edward serisi tam da tatil kitabı gibi görünüyor. sana iyi tatiller, iyi okumalar.

Ekmekcikız dedi ki...

Pardon!
Birisi Colin Firth mi dedi?
:PPP

Şunu yapmış Neocuğum, (heyecan verici duruyor) bir de şunu...
http://www.imdb.com/title/tt1235124/

http://www.imdb.com/title/tt1067106/

Bakıciiz, artıkın...
:))

Adsız dedi ki...

http://www.synthart.com/ArtisticContours/FineArt/Permanent/EmilFilla_ReaderOfDostoevsky.html

bu resmi prag'da gorup kartpostalini edinmistim. sanirim ecinniler'e kitap ayraci yapmistim.
sıkıntı ve baygınlık. ama yine de emil filla'nin dostoyevski hayrani oldugunu dusunuyorum.
sanirim bu yorum endiseliperi'ye de birakilabilirdi.

sevgiler,
asli

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

yeni filmlerinden haberim yoktu hiç saolasin :) bakalım gercekten. love actually gibi bi film olsa keşke, feel good olayı.. belki su christmas carol dedigi film oyledir.

...

aslı,

çok güzelmiş resim, ve de daha önce duymadigim bir ressami tanimis oldum sayenizde.

endiseli peri'nin sayfası olur, burası olur, her zaman bekleriz :)

sevgiler