Villa Meçhul / Tom Robbins


(..)Tanuki, tilkinin demek istediğini kavrayabilmek için gereken ayıklığa ulaşmaya çalışmak üzere, ölü yaprakların ortasına yattı. Birkaç kar tanesi düşmeye başladı, yavaşça düşüyorlardı, çok yavaş, acele etmeden, Tanuki'nin (ya da herhangi birinin) kendilerini fark etmesini bekliyorlarmış gibi; hayrete kapılan bir seyircinin, ne kadar güzel oldukları ve iki kar tanesinin nasıl da hiç bir zaman birbirine tamamen benzemediği üzerine bir çift laf edebileceği ana kadar oyalanır gibiydiler. Kar taneleri ne zamandan beri kendi tanınmışlıklarına inanıyorlardı diye sormak gerekirdi. (...)

Villa Meçhul - Tom Robbins - Ayrıntı Yayınları

not1: kitaba daha yeni başladım ama hemen ilk sayfalarda çıktı güzel bi şeyler. Daha önce de Robbins'in "Seattle'de yağmur" tasvirlerinden alıntı yapmıştım. Belki bakmak istersiniz:

Henüz kar yok ama kış geldi işte, dize kadar çizmelerim, su geçirmediği için yağmurlu havaların vazgeçilmezi eski mi eski barbour ceketim, kocaman yeşil şemsiyemle bir istanbulludan ziyade ördek avına çıkmaya hazırlanan fekat tazıları ve tüfeği eksik bir anglo-sakson kişisi gibi görünüyorum :)

not2: belki bunu yazmak için erken ama kitabın çevirisi çapaklı gibi sanki.. alıntıda da var mesela, şöyle yazsa daha iyi olmaz mı diyeceğim bir yer ama du bakalım bi bitsin kitap. tom robbins cevirmek de zor iştir, harcamayalım hemencecik.

4 yorum:

creep dedi ki...

sevemiyorum bu adamı.
yoksa biz erkekler kıskandığımız içinmi?

neolitik hanım dedi ki...

creep,

dogru tespit, yani doğru derken, tanıdığım erkekler arasında tom robbins sevene rastlamadım. daha gecen gun biri, parfümün dansı'nı bir türlü okuyamadığından yakınıyordu. neden diye düşünmediydim hiç, kıskançlık mı diyosun?

creep dedi ki...

evet olabilir ama birde yazıları uzun ve sıkıcı. yoruyor beni.
sence?:))

Bir kadın dedi ki...

Tipik bir Tom Robbins fanatiğiyim.
Ölmeden görürsem onu beni evlatlık olarak alması için baskı yapacağım!

Villa Meçhul... Tanuki ve tanukiler hariç, çok bir şey hissetmeyi başaramadığım kiraplarından ne yazık ki. Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar'da da aynı şeyleri hissetmiştim. Kayboldum kitabın içinde. Zor okudum. Uzun ve sıkıcı bulduğum için değil elbet, kendimi labirent içindeki fare gibi hissedip daraldığım için. Oysa bir Sıska Bacaklar öyle midir? Kapıp koyverirsiniz, birkaç günde tadı damağınızda kalarak bitirirsiniz kitabı. Belki de yaşlanıyordur amcam ve kendini kanıtlaması gerektiğini düünüyordur sıklıkla. Kim bilir...