Mutfağım, krallığım...


Keke koymak üzere rendelediğiniz limon kabuğunu biraz toz şekerle ezerseniz acılığı geçer, unu eleyerek koyarsanız kekiniz daha çok kabarır, bol karabiber ve muskat bal kabağı çorbasının kendine özgü tatlılığını bastırarak lezzetini arttırır, eti kızgın tavada arkalı önlü üç dakika pişirirseniz suyunu ve de lezzetini içine hapsederek “mühürlemiş” olursunuz, nohut-fasulye ıslatırken bir kaşık karbonat koyarsanız suyuna yumuşak pişer, fırında et pişirirken minik bir kaba su koyarak fırına yerleştirirseniz et sertleşmez...

dün gece kurabiye için fındıkları havanda iri kıyım döverken- hafiften de çakır keyiftim- insanların son zamanlarda neden yemek pişirmeye bu kadar ilgi gösterdiğini keşfettim. Mutfağa daha sık giriyoruz, hoşumuza da gidiyor çünkü ona hükmedebiliyoruz. Kuralları belli, sonuçları kesin, nadiren hayal kırıklığı yaşıyoruz. Bir tepsi kurabiye pişirimi süresince mutfağın tek hâkimiyiz. Hayatımızın başka alanlarında olmadığı kadar güçlüyüz mutfakta. Olumlu sonuçlanacağını umarak yaptığımız bir sürü şeyde çuvallamak mümkün: çocuklar, ilişkiler, kariyer, dostluklar... bütün koşulları yerine getirdiğinizi düşünerek beklediğiniz şeyler olmayıveriyor ya da her şey beklediğinizden farklı gelişiyor. Ama mutfak öyle mi? hele giderek ustalaştığınızda, tariflere bakmadan, ahenkli bir biçimde malzemeleri karıştırıp fırına veriveriyorsunuz. Yarım saat sonra mis gibi kurabiyelerinizi fırından çıkaracaksınız. Oyunu kuralına göre oynadınız, sonucu da her zamanki gibi olacak, bu güven, bu rahatlık başka nerde var?

Son zamanlarda kendimi daha çok “dur ben bi kek yapayım, hadi kahvaltıya bi mısır ekmeği pişireyim” derken buluyor, soluğu mutfakta alıyorum (bu “soluğu ..’da almak” da ne gıcık bir kalıptır, magazin programlarında bağırıp çağıran dış ses gibi: kafası ofistekilere bozulunca soluğu mutfakta almış!” :) velhasıl, diyeceğim odur ki mutfak candır, krallığımdır :)

2 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Soluğu mutfakta almak değil de, mutfakta soluk almak tanımını tercih ediyorum.
Neden mi?
Benim mutfakla alakam, nerdeyse çocukluğumda başladı.
Hep çok merak ederek, şununla bu karışınca nasıl da o oluyor diye heyecan duyarak ilgilendim.
Sen küçüksün dur, dendikçe de inadım inat ilgim arttı.
Sonra sonra, mutfakta olduğum zamanların en çok kafamı dinlediğim zamanlar olduğunu farkettim. Haa, aslında bu "mutfakta olduğum zamanlar" tanımlamasını kategorize etmek lazım. Keyif için, aklından geçeni pişirmek için mutfakta olunan zaman ile, günlük koşuştırmaca gereğini yerine getirmek için olunan zamanlar farklı aslında.
Dur, desene bana Neocuğum! Aldım başımı gidiyorum.
:))

neolitik hanım dedi ki...

niçün dur diyeyim, sen yazmiycan da kim yazıcak mutfaktaki hallerimiz hakkında.

mutfakta kafa dinlenir, bir şeyler pişirmek keyif verir, eyvallah, bunların hepsi dogrudur. ben işin güç-kontrol tarafından bakayım demiştim daha cok. haftasonu yine kurabiyelerin hakimiydim :) pişin dedin piştiler :)