"biz zaten kardeş kardeş yaşıyorduk ki!"



festivalde bi heves gittiğim iki belgesel fos çıktı! biri "ifakat", diğeri de "romeyika'nın türküsü". ifakat'ı duymamıştım, romeyika'nın türküsü güzel şeyler vaadediyordu ama resmi tarih dilinden başka bir bakış açısı olmayan, 1923 mübadelesine sanki bir doğal afetmiş gibi bakan, olmuş işte, insanların bir gün gemilere doluşup başka bir ülkeye gidesi gelmiş, hiç acı çekilmemiş, zaten kardeş kardeş yaşanıyormuş, hem bakın aynı dilde türkü söylüyoruz diye sığ bakan bir belgesel.

"mübadele" deyip işin içinden çıkılması bana çok acayip geliyor, iki tarafta da büyük acılar, kayıplar yaşanmış. yunanlılar "katastrofi" (felaket, yıkıcı) kelimesini kullanıyorlar bi kere mübadele için, hiç mi duymamış bu belgeseli yapan arkadaş, merak ediyorum! filmle ilgili bilgi veren kısa metinde "kaybolmaya yüz tutmuş bir dili kayıt almak amacıyla yola çıkılan" belgesel diye tarif ediliyor, yola çıkılıyor ama bence yolda kalınıyor. "romeyika" denilen, karadeniz'den mübadeleyle yunanistan'a gönderilen bazı rumların konuştuğu dili halen o bölgede konuşmaya devam eden karadenizlilerin hikayesini anlatma iddasında belgesel. romeika dilini konuşan genç bir adam belgesel ekibini ailesiyle tanıştırmak üzere köyüne götürüyor, otomobilin arka koltuğunda oturuyor çocuk, kamera sürekli sallanıyor, zaten arabanın gürültüsü fonda, böyle bir sürü gürültülü sahne var, yalnız bakış açısı değil teknik olarak da sorunlu film. ekip 80 küsür yıldır -doğduğundan beri yani- orda yaşadığını bildiğimiz kadına "sen bu dili nerden öğrendin" gibi son derece yaratıcı (!) sorular soruyor. romeika konuşan bir başka genç kadın var, onun da yüzünü hiç göremiyoruz, pencereden gelen ters ışıkla çekilmiş sahnelerde, romeika dilini konuşmasının çevresinde hiç soruna yol açmadığını, hatta bu yüzden sempatik bile bulunduğunu söylüyor! filmde üzerinde durulmamış ama bu dili konuşan aileler yabancı birileri gelince hemen türkçeye dönüyorlar, çocuk da söylüyor bunu, "yabancıların yanında konuşmazlar pek" diye. allah allah neden acaba? tepki görmekten çekindiklerinden olabilir mi?

yunanistan'dan mübadeleyle göç eden ailelerin üçüncü kuşak temsilcileri de karadeniz'i ne kadar sevdiklerini, tatilde gittiklerini, fotoğraflardan dedesinin evini bulduklarını, herkesin onlara çok iyi davrandığını anlatıyor. eyvallah, öyledir tabii de, neden hep bir olumlu hava, hiç meselemiz olmamış gibi bir tavır? bence o adam çekilen acılara ilişkin şeyler de anlatmıştır ama belgeselde göremiyoruz bunu.

yunanistan'dan istanbul'a okumaya gelmiş ailesi karadeniz kökenli bir rum'un hikayesi var bir de, adam kemençe çalıyor, karadenizli bir başka müzisyenle (o da romeika konuşuyor) tanışıyorlar, birlikte CD yapıyorlar vs. bu iki kişinin karşılıklı konuştuğu sahneyi anlatmam lazım, bi kere gece çekilmiş, karanlık, ışık berbat, fonda vızır vızır trafiğin aktığı bir köprü var, kamera iki de bir bu köprüyü gösteriyor (iki kültür arasında kurulan köprü mü demek istiyor artık yönetmen, bilemiyoruz!) arada müzik giriyor ama ağırlıklı olarak trafiğin uğultusunu duyuyoruz. bir de gereksiz bi şekilde birbirleriyle ilk karşılaştıkları akşamı uzun uzun anlatıyorlar, insan onları dinlerken kurgu masasında olmak ve o sahneleri atmak istiyor, yani insanlar konuşur tabiy, gereksiz bulduğun şeyleri de anlatırlar ama kurgu dediğimiz şey bunun için değil mi?

görüntüler de kopuk, geçişler sorunlu, bi noktada kamera uzun uzun vapurları, martıları, istiklal caddesini gösteriyor, hiçbir yere de bağlanmıyor, sonunda yine o iki müzisyen konuşuyor. diyceksiniz ki madem begenmedin niye sonuna kadar kaldın, salon kalabalık ve sıkışıktı, milleti rahatsız etmeyelim dedim, bir daha pera müzesi salonunda bi sey izlemem, gecen yıl izlediğim belgeseli de hiç sevmemiştim, 23 nisan'da büyükada'daki aya yorgi manastırına doluşan ahali yüzünden yunanistan'dan gelip kiliseyi gezemeyen bir rumun hikayesiydi o da. orda da en ufak bir eleştiri yok, rumlar adadan gitti diye küsmüş bir ihtiyar konuşuyordu, sanki durduk yerde gittiler! hey yarabbim!

belgeselin tek katlanılır tarafı, oralı insanların anlattıkları, karadenizin nefis doğası ve müzikleriydi. şahane bir mevzu harcanmış, yazık olmuş! belgeselin başında kültür bakanlığı destekli olduğu yazıyordu, bakanlığın baskısıyla mı yoksa kraldan çok kralcı bir bir zihniyetle mi bu belgesel ortaya çıktı bilmiyorum ama öfkelendirdi beni.

geçen gün de paris'te nazi direnişinin liderlerinden bir ermeni şairin -Missak Manouchian (Manukyan)- hikayesini anlatan filme gitmiştik. filmin bir yerinde "çocukluğunda köylerine türklerin ateş ettiğini, abisiyle köyden ayrılıp yollara düştüklerini, sonunda kendilerini suriye'de bir yetimhanede bulduklarını" anlattığı bir bölüm vardı, hemen salonun birkaç yerinden kınama tonundan "cık cık" sesleri geldi. allah allah ya, soykırım demiyor -ki diyebilir-, türkler bize ateş etti diyo, hemen cık cık! evet biz türkler melek gibiyizdir, kimseye ateş ettiğimiz görülmemiştir!

aman neyse, doldum ben bugünlerde biraz, daha ifakat adlı belgeseli niye begenmediğimi anlatacaktım. öfkem geçmezse yazarım belki.

not: fotoğraf flicker'dan.

4 yorum:

hirondelle dedi ki...

2003'te yanılmıyorsam To Taksidi gösterilmişti festivalde. Mübadeleye düzgün bakan bir belgeseldi, boğazıma oturmuştu.

http://www.lightmillennium.org/summer_fall_01/turkce_sonbahar_01/cmenderes_taxidi_mavrikou.html

neolitik hanım dedi ki...

sözünü ettiğiniz belgeseli duymamıştım, bakayım bir. bu sene festivalde belgeseller hayal kırıklığı oldu :(

Adsız dedi ki...

http://www.caykaragazetesi.com/makale_detay.php?article_id=620

öncelikle bu kadar çok sinirlenmenize öfkelenmenize gerçekten çok üzüldüm ama yukarıdaki likteki yazıyı okuyup, yazıyı yazan zihniyetten ne farkınız olduğunu belirtebilir misiniz?
teşekkürler ilginiz için...

romeyika'nın türküsü adına.

NEOLITIK HANIM dedi ki...

verdiğiniz linkteki yazıyı okudum, ben tam tersi şeyler söylüyorum bilmem bir idrak sorunu mu var? romeika dilini konuşan insanların kimlikleri yüzünden çektiği sıkıntıları yeterince dile getirmemişsiniz diyorum, meseleyi derinlemesine ortaya koyan sorular yok diyorum, mübadelenin iki tarafta da yol açtığı acılar yeterince işlenmemiş belgeselde diyorum, ama siz bana aşırı milliyetçi bir tipin sayıklamalarını gönderip, ne farkınız var diyorsunuz? niyetinizin iyiliğinden şüphe ettiğimden diyil, kimlik meselesi üzerine keşke daha çok belgesel yapılsa ama sizinki sorunlu diyorum. lütfen yazdıklarımı bir daha okuyun.