mersin'deki güzel ev


mersin'i bilenler başlığa şaşırmış olabilir çünkü mersin de denize küsmüş, betona teslim olmuş şehirlerimizden biri. ama hala aralarda tek-tük, ahşap kepenkli, eski taş evler var.

mersin'e ikinci gidişimdi bu, ilk kez gecen kasım ayında gitmis, şehir merkezinde pek takılmadan mezitli'ye gecmistik. mezitli'de kaldigimiz otel, geniş plajı ve boş havuzlarıyla, yazlık yerlerin hava soğudugunda büründüğü o hüzünlü haliyle hoşuma gitmişti. bizi şehir merkezine götüren taksi şoförü, kıyıdaki çirkin dev blokların yanından geçerken oraların eskiden hep portakal bahçesi olduğunu, gençken yüzmeye gittiklerini söyledi. bugünkü haline bakınca hayal etmesi bile zor.

bu gidişimizde merkezde bir otelde kaldık ve ara sokaklarda gecen sefer yemek yediğimiz yeri ararken, başlıkta sözünü ettiğim eve rastladık. köşesinde mor çiçekleri, yıpranmış boyalı ahşap kepenkleri ve etrafındaki çirkin beton binalarla çok yalnız görünüyordu. önünden geçerken keşke "bir zamanlar hep beraber barış içinde yaşadığımız" diye başlayan klişe cümleler kurmak zorunda kalmasaydık bugün, keşke o taş evlerin içinde yaşayanların çocukları, torunları hala oralarda olsalardı diye düşünmekten alamadık kendimizi.

o gece rüyamda, gündüz gördüğüme benzeyen büyük, eski bir evdeydim. kalabalık bir aile var evde, ben de o aileden biriyim, sabah vakti telaşla koşturuyorum. kapıdan çıkmak üzere olan küçük bir kız var, onu tatlı-sert azarlıyorum, "çabuk ol geç kalacaksın" diye... ayakkabılarını giyemiyor, yardım ediyorum. simsiyah saçları, üzgün bir yüzü var. gerisini hatirlamiyorum...

ruyayı sabah kahvaltida arkadasima anlattigimda, gördüklerimin belki de o evlerin eski sahipleri olduğunu söylüyor. bu aklıma gelmemişti.

mersin'den babamı aradım, askeri liseyi mersin'de okumuş, o da güzel şeyler anlatır, portakal bahçeleri, yeşillikler... çok güzel resim yapar babam, lise yıllarında yaptığı bir resim hala tarsus amerikan lisesi'nde asılıymış. resmi gidip görmek istiyordum ama toplantıdan çıkar çıkmaz havaalanına doğru yola çıkılınca vakit kalmadı. belki bir başka sefere.

mersin'e gidilince klasik olarak tantuni, kerebiç tatlısı yendi, dönerken de bol bol cezerye alındı. zaten bu tür şehirdışı toplantılardan yerel tatlar devşirilmeden dönülmüyor bizim ofiste. eskişehir'den haşhaşlı çörek, izmir'deki reyhan pastanesi'nden kurabiye, nevşehir'den kabakçekirdeği, antep'ten baklava, edirne'den bademli kurabiye (kavala kurabiyesi diye de biliniyor), van'dan otlu peynir.. bu liste uzar böyle :)

adana-mersin yazısı demiştim ama adana kısmı eksik kaldı, yine bir toplantı olursa yazarım artık. cuma günü de izmir'e gidiyorum. gelsin kurabiyeler :)

3 yorum:

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

O evde, ne kadar çok şey yaşanmıştır, kimbilir?

Mersin'de Levantenler yaşarmış, şimdi kaldı mı, acaba?
Liman şehri olduğu için, tıpkı İzmir gibi orada da yabancı asıllılar çokmuş.

Begonvilleri pırıl pırıl parlıyor, adeta. Öyle sahipsiz kapalı kalmasa, eski sahiplerinin torunları gelip açsa, ev yeniden yaşamaya başlasa, sizin rüyanız gerçek olsa...

Adsız dedi ki...

Ben mersinliyim yazıda da dediği gibi başlığı görünce şaşırdım.Senelerdir Mersin'de yaşamama rağmen bu evi görmemiştim .Belki bakmıştım ama hiç görmemiştim.Dibimizdeki güzelliklerin farkına varamıyoruz bazen ....

Adsız dedi ki...

ben mersinliyim.evet gerçekten de levantenler çokmuş eskiden.hatta rumlarla nüfus mübadelesi yapılmadan önce şehrin yarısı rummuş.günümüzde sayıları azalmış levantenlerin ancak şehirde hala yaşayanlar var.benim bildiklerim butros, atat, şaşati, hayfavi. ama en çok tanınan levanten alexander butros. keşke levantenler mersine geri dönse sayıları artsa. o günleri ben de çok merak ediyorum doğrusu.