Ahmet Rasim / Şehir Mektupları



117
Sabah uykuları tatlılaşıyor. İftarı eder etmez kapağı Hacı Reşid’e attıktan, Baba Yaver’le biraz musahabet ettikten, tiyatro kapıları önünde biraz gezindikten, mahûd fonograflardan birine uğradıktan sonra kıraathane kıraathane gezerek sahuru etmek insanı epeyce yoruyor. Fakat nereye gidilse bir gazete muharriri veya muhabiri görmemek kabil değil.

Şaka değil ya uykular tatlılaşıyor, yahut bana böyle geliyor. Sahurda eve gelip de söğüş, bu yaprak dolması, bu makarna, bu üzüm hoşafı diye birkaç kaşık yedim mi ciğerlerim birbirinden ayrılmaya başlıyor. Esne bire esne! Geril bre geril! Canım uyku hali başkadır vesselam! İyice bastırırsa insan rubasını bile çıkarmak istemez.

Hele o tatlı uyuşukluk, o gözkapaklarının bilâ-ihtiyâr düşü düşüvermesi, başın hafif hafif dönerken, “Ay! Hay!” diye esneme, çatlak, gürültülü bir sesle, “Bu…v” nidasıyla ufacıcık üşümeyi müteakip titreye titreye mangal kapağı konmuş sıcacık yatağa seriliverme, üzeri fanileli çift yorganı dudaklara kadar keşide ederek, arkaüstü gerilme suretiyle dizkapakları çıtlatma, ondan sonra yavaş yavaş kendinden geçerek son bir esnemeyle sağa teveccüh ederek kendini boş bırakma, bir iki defa sol ayağını sağ ayağını üzerine koyup çekerek baldırlara tesadüf eden bir yerdeki kaşıntıyı şu türlü hareketle geçiştirme yok mu milyon değer. Artık hiç durma ver kendini uykuya. Mışıl mışıldan fosur fosura, fosur fosurdan horula kadar çek dur, anam uyku!

***

32
Akşam piyasaları şık kaçıyor. Belki iftara doğru uzar korkusuyla ikindi üstü tıraş olan ne kadar mini mini, fesi kalıplı, yakalığı temiz, paltosu düzgün, pantolonu ütülü, potini boyalı, zülfü perişan, gözleri mahmur, (neşe ve handeden mehcur), elleri gantalı bey, beyzade, efendi, efendizade var ise cümlesi Vezneciler’den Osman Baba Dergahı önüne kadar sebilhane bardakları gibi diziliyorlar. Aralarında, sarışın, kumral, beyaz, kafûri, beyaz, az esmer, adeta esmer, buğday renkli, koyu esmer, biraz kahve karışığı, sarı üstüne beyaz, saçı siyah, bıyığı kumral, gözleri mavi, turresi kara, iri ayak, minik el, bücür, bodur, kısa, orta boy, iri boy, yağız, lagar, etine dolgun, balık etli, az mülahham, çıkık karın, şişman, hırâman, nevedâ, nev-nihâl, nazik-endam, paytak, büyük bacak, omuz sallayan, yan giden, bir karış giden, marnel, dik, yatık, Feliks For yakalıklı, düz bağlama, renk-amiz kravatlı, bastonlu, şemsiyeli, şemsiyesiz, ipek mendilli, Hüsn-i İntihab mağazasında düzinesi on dört paraya alınan çiriş kolalı yağlıklı, belde kuşak, toka, askılı, kordonlu, kordonsuz, fularlı, fularsız, öksürüklü, öksürüksüz, nezleli, başağrılı, gülünç, mütebessim, mahzûn, âşık, alakalı, yanık, tutuk, müptelâ, firkatzede, kârmân, dargın, kavgalı, kazalı, belalı bulunuyor.

Ahmet Rasim / Şehir Mektupları - Oğlak Yayınları

* Ramazan'ın ilk gününe Ahmet Rasim münasip düşer dedim. Yazarın dilini günümüz Türkçesine çevirmeden yayınlamış Oğlak Yayınları, bu yüzden sık sık Osmanlıca sözlüğe ihtiyaç duyuyor insan. Ben aralarından en az zorlayıcı olanlarını seçtim. 1897-1899 yılları arasında yayınlanan mektuplar bugünkü "yeme-içme" ve "life style" yazılarının ilk örnekleri. Restoran menüleri, İstanbul trafiğinin o zamanki vasıtaları olan tramvaylar, atlı arabalarla ilgili yazılar, enteresan haberler... Rasim, sıfat kullanmayı ziyadesiyle seviyor, bir başladı mı uzun cümleler boyunca sıralıyor da sıralıyor. Ahmet Haşim gibi memnuniyetsiz, sivri dilli değil, muzip biraz..
** Hayırlı Ramazanlar...

4 yorum:

ekmekcikiz dedi ki...

Neocuğum,
Ne kadar da ışıklı ve şenlikli bir dil. Bazı eski kelimeler nedeniyle gençlerin anlaması zorluğu olsa da, okumaya değer.
Üstelik, şimdiki life style yazarlarına göre çok daha zihin açıcı yazılar bunlar.
Neiyi etmişsin, hatırlamakla.:)

pelin dedi ki...

ne kadar guzel anlatmis Ahmet Rasim uykuyu. Okuyunca insanin uykusu geliyor:)
ikinci yazi da cok eglenceli ve tasvir ederken hicbirseyi eksik birakmamis. ten renginden bahsederken mumkun olan her rengi saymis. tekerleme gibi cok keyifli okunuyor.

gülçin dedi ki...

ne güzel seçmişsin neolitik hanımcığım, yüzüm güldü valla. sana da hayırlı ramazanlar.

sevgiler

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

dedigin gibi eski kelimeler zorlasa da okumaya değer. gerci benim sectiklerim epeyce sade, kitapta bazen butun bir paragrafın neden bahsettiğini anlamadıgım oluyor. iyi bir osmanlıca sözlük edinmeli.

pelin,

ne zamandir yoktun, ne iyi ettin ses verdin. hakikaten cok guzel tasvir etmis uykuyu, şu sıkıcı günün ortasında okudum da yine, koltuga kıvrılıp uyuyasım geld.. zzz... :)

gülçin,

yüzünüzü güldürmek beni ziyadesiyle memnun etti efenim.. (uykudan da yazabiliyorum, evet :)

sevgiler