kısa kısa..




-ev taşınma işi aksiliklerle sürüyor, bir ay daha boyacıköy'deyim sanırım..


-bir süredir çıldırtıcı trafik yüzünden vapuru yakalamaya çalışıyorum. dun saniyelerle kaçırdım, sinirden ağlamamak ve "geçemez miyim" yalvarışıma büyük bir zevkle "hayır geçemezsiniz" diyen gişe görevlisine en derin saygılarımı (!) sunmamak için kendimi zor tuttum.


-geçen gün vapurda (aslında vapur değil büyük motor demeli) yanımdaki adam laptopundan once msn'le birileriyle konustu, sonra da age of empires oynadı. şaşakaldım!


-aşçı olmak isteyen dünya tatlısı bir farenin hikayesini anlatan ratatuy'a gittim, bayıldım. ne zamandır böyle gülmemiştim. eleştirmen ego (resimdeki vampir kılıklı) ve şef aşçı tiplemeleri süper..


-akbabanın üç günü'nü tekrar izledim, robert redford hatırladığımdan da yakışıklıymış, zaman içinde filmin komplo teorisi yönü yer etmiş aklıma, adamı unutmuşum.


-gustave flaubert'in duygusal eğitimi'ni okuyorum, yine çok aptal, itici tipler var. flaubert, kitaplarındaki tiplerin okurların kazaran sevebileceği, bırakın sevmeyi biraz sempati duyabileceği insanlar olmamasına büyük özen göstermiş. bundan önce de peri'nin önerdiği flaubert'in papağanı'nı okudum, çok güzeldi, barnes'i severim ben zati.. madam bovary'i de sayarsak bu yazı flaubert'le geçirdim nerdeyse (arada bir harry potter kaçamağı var tabiy)


-haftasonu roman denemesine devam etmeyi umuyorum, bakalım..


-saçlarımı kestirdim, kuaför çocuk saçlarımın on aydır makas yüzü görmemesine şaşakaldı, hatta bana biraz dağda yaşıyor muamelesi yaptı, cok sıkılıyorum kuaförde ve mümkün oldugunca erteliyorum gitmeyi. asosyal olduğumdan biraz, o tipik kuaför konuşmalarını yapmak, hele bahşiş bırakmak faslı falan bitiriyor beni. uzun bir aradan sonra kakül kestirdim, güzel oldugunu söyledi herkes, fena olmadı sanki. bir de yine japon havasına girdim bu saçlarla, mısır çarşısında "koniçiva" diyenler oldu, o derece :)

böyle işte..

4 yorum:

gülçin dedi ki...

hadi sıhhatler olsun madem saçını kestirmişsin :) konişiva ha, çok güldüm. vataşiva diyeceklermiş onlar, şaşırmışlar deermişim :))şeker kız candy'nin jeneriğini hatırlayan kaç kişi kaldı? "hotenbaytaura raişüti hüritti vüritti raişüti vataşivaaa vataşivaaa kendiiii"

sevgiler.

ekmekcikiz dedi ki...

Eh, hiç şaşmam.:)
Yalçın kayaların şehri Eskişehir'den olup, başka türlü anılmak-sanılmak mümkün mü?
Hay! Neolitik San!
:))

endiseliperi dedi ki...

bugün radikal'de mi ne, eskişehir'i yazmış biri.

"bu çocuklar, sana söyliim, istanbul'da bir okul falan kazanamaz!"diyen bora'ya, "olsun, eskişehir'de kazanırlar", dedim saf saf. aklımda hep senin eskişehir yazın ve şehrin ne güzel olduğu duygusu vardı.

frengiye yakalanan flaubert için, güya canciğer arkadaşı olan d'alambert (?), içkili bir sofrada, ayağa kalkar ve "çok iyi bir yazar olabilirdi eğer hastalığı gölge yapmasa" mealinden bir şey der flaubert için. adamın adını bile doğru dürüst hatırlamıyorum çok şükür ki.

sonbahar'da boyacıköy'de olmak çok hoş. bence canını sıkma.

neden vapur'a biniyorsun, anlamadım, nereye gidiyorsun ki?:)) eksik bilgilerden hiç hoşlanmıyoruz, biliyorsun.

fotoğrafını koy lütfen, çok merak ettim. ben artık kakül kestirmeyeceğim. kestiğim kakül uzadı neyse ki. uzayıp, omuzlarıma gelsin, hepsini aynı uzunlukta kestireceğim.

birazdan bir makale yazacağım. yaptığım iş görüşmesinde yazı yeteneğimi ölçmek için bir dolu iş ve bir makale yazmamı istemişler.

hımm. bu kadar.

sevgiler.

neolitik hanım dedi ki...

gülçin,

ahh "şeker kız" demişsin, bayılırdım :) bulsak da yine izlesek..

...

ekmekci kız

neolitik-san da iyiymiş, arada öyle atayım imzamı :) (anne de baba da tatar bizde, lisedeyken biri benden "hani japonumsu bir kız var ya" diye bahsetmisti, cok cekik olmamakla birlikte küçük biraz gözlerim, kardeşim daha bir benzer tatara..)

...

peri,

radikal iki'de mi? arsivden bakayım.

bence cocuklar eskişehir'i kazansınlar, zaten kampüsü bir görseler kesin yazarlar eskişehir'i. gecen gun istanbul'un iyi üniversitelerinden mezun bir arkadasım gitmiş kampuse de "yahu ben bilseydim böyle güzel olduğunu orayı yazardım" dedi.

sonbahar ve boyacıköy müthiş bir ikili ama bu yıl tadını çıkaramıyorum, yakında taşınacak olma duygusuyla sanırım uzak duruyorum biraz. günlerdir balkona çıkmadım, arada kaçamak bakışlar atıp içeri giriyorum.

vapura akşamları biniyorum, eve dönerken.. günde bir kere eminönü'den emirgan'a bir sefer var, onu yakalamaya calısıyorum.

ben de kakülden sıkılıp uzatmıstım ama uzun halinden de sıkıldım. ben aynı uzunlukta kestirince cok kabarıyor saclarım, illa ki katlı olacak.

makale demek! ay cok heyecanlı! ne konuda yazacaksın?

haftasonu bilgisayarın adaptörü bozuldu, blog için yazmayı planladıgım hiçbir şeyi yazamadım. şimdi geçici bir bilgisayardan yazıyorum bunları. romana devam niyetim vardı, olmadı.

benden de şimdilik bu kadar..

sevgiler