badem hanımteyze'nin gündüz düşleri...



pazar günü yürüyüşten döndüm, anahtarı çıkarmaya üşenip belki evde biri vardır diye kapıyı çaldım, içerden biri yürüyor gibi sesler geliyor ama kapıyı açan yok. bi daha bastım zile, yine pıtır pıtır sesler ama kapı duvar. sonunda anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve karşımda kocaman gözleriyle şaşkın şaşkın bakan badem'i buldum. badem ev arkadasımın ablasının kedisi. evde küçük bebek olduğundan, kendisi de bir parça hırt ve hırçın bir kedi olduğundan bir süredir "sürgün"de yaşıyor. önceleri kuzende kalıyordu, şimdi annesi geliyormuş ve de kadıncağızın kedi alerjisi varmıs. o yuzden bir süreliğine bize geldi badem. zaten bilmediği bir ev değil, daha önce de kalmıştı, o yüzden pek yabancılamıyor.

bizim badem'le aramız biraz limoni. kendisiyle geçmişte tatsız şeyler yaşadık. bir yaz, arkadaşım tatile çıktığında akşamları eve uğrayıp mama-su verme, kumunu değiştirme görevini üstlenmiş idim. evleri ofise yakındı, iş çıkışı uğrarım, biraz severim, yanında otururum diyordum masum bir kedisever olarak amma işler pek öyle yürümedi. bir aksam kapıyı badem kaçmasın diye dikkatle açıp içeri girdim. "pisi pisi, güzel badem nerdeymiiş? diye sevimli sevimli çığırırken salonun kapısında öfkeli mi öfkeli bir vahşi kedi belirdi. öfkeli olduğunu nereden anladın dersen, beni görür görmez tıslamaya başladı. ben sakin ses tonumu koruyarak "bademcim, güzelim" diyorum ama bana mısın demiyor. neyse takılmayayım, mamasını koyayım ben bunun, belli ki sahibi gitti diye asabı bozulmus diye düşünerek mutfağa seyirttim. mama kabını doldurdum, baktım salonun girişinde duruyor, tıslamayı kesmis, o koca gözlerini dikmiş bana bakıyor. tamam dedim, şimdi taze mamasını da yer, sakinleşir, ben de kumunu değiştireyim diyerek arkamı dönüp banyoya doğru yürümeye başladım ki arkamda bir hareket algıladım, noluyor demeye kalmadı bu koca gözlü badem hızlı bir deparla koridoru aştı ve bacağımın arka tarafına patisini geçirdi. allahtan üzerimde kot pantolon vardı da sadece tırnaklarının ucu battı. ben "ay ay noluyo! bırak bacağımı" deyip bağırınca salona kaçtı bizim hırt, ben de kendimi banyoya kilitledim :) banyoda bi yandan kumunu değiştiriyorum, bi yandan nasıl cıkıcam bu evden bir cırmık daha yemeden diye düşünüyorum. bir ara kapıyı aralayıp baktım, kırt kırt mamasını yiyor, bi taraftan da banyo tarafına doğru pis pis "cırmıgımı da atarım, mamamı yerim" bakışı atıyor. neyse, mama faslından sonra salona geçti bizim huysuz prenses de ben de kaçarcasına çıktım evden. daha sonraki gidişlerimde de ofisten birini aldım yanıma, ikili bir ekip olarak biri oyaladı hain badem'i, diğeri mama-su işlerini halletti.

bu olaydan sonraki ziyaretlerimde badem'e hep mesafeli davrandım, sevmeye falan kalkmadım, o da ben uzak durdukça üzerime geldi. üzerime gelip bir şey yaptığı yok ama gelip kucağıma atlıyor mesela, oturmuyor da, kayaya tünemis pars misali duruyor, ben de elleyemiyorum korkumdan, öyle duruyoruz komik komik. dün de yaptı aynı şeyi, ben de ayağa kalktım mecburen, bu da "hıss" diyerek kaçtı. bunların dışında pek sevimli bir kedi :)

dun gelir gelmez japon semsiyesine musallat oldu. pist dedikce gidip yeni filizlenen yapragını ısırmaya calıstı, ben çiçeği odama alayım dedim ama gece yatarken unutmusum, sabah baktım yemis tazecik yaprağı.. aslında yesillik yese iyi olur :) çok kilo almış, özel bir mama yiyiyor ama misafirliğe gittiği yerde mama dısında seyler de vermisler sanırım. bir kuzu edasıyla ordan oraya yuvarlanıyor. aramızda "badem hanımteyze" diye dalga geciyoruz kendisiyle, ağır ağır yürüyüp, o koca göbegiyle kendini halıya bırakıvermesi falan pek komik. bugun bir ara eve uğradım, baktım normalde çıkmasına izin vermediğimiz yemek masasının üzerine yayılmış, keyif yapıyor.

az önce ev arkadasıma msn'den sordum, "eve gidince mama vereyim mi badem'e" diye, "yanına da japon şemsiyesi salatası yaparım :)"

böyle işte bademli günler bizi bekliyor, yeni maceraları olursa yazarım. bir ara da eski kedimiz santana'yı anlatayım. o da nevi şahsına münhasır bir kediydi rahmetli... öldüğünde çok üzülmüştük, ama şimdi güzel ve komik anılarla hatırlıyoruz kendisini.

*(aşağıdaki santana, yukarıdaki badem)

6 yorum:

gülçin dedi ki...

kediler alem hayvanlar ya neolitik hanımcığım. ben uzaktan kedi severim. kedi besleyen arkadaşlarımın anılarından, hem hevesleniyorum eve bir tane almaya hem korkuyorum evde yalnız beni beklerken psikopat olur diye. kediler sence zuzaydan mı geldiler ?

bu arada seni mimledim, sobeledim, oyuna çağırıyorum seni. topu attım havaya valla, bir bakarsan sevinirim.

sevgiler

endiseliperi dedi ki...

oyyy! nasıl severim ben o badem'i, kocaman göbüşünü okşarım, istediği kadar pıhlasın. ben tina hanım'dan deneyimliyim asabi ilişkilere. hayvansa hayvan, ne yani, aynı evde yaşıyorsunuz diye yüzgöz olacak hali yok ya. selamımı söyle badem hanımteyzeye, neolitik hanımcım, hürmetlerimi de kabul buyursun.

neolitik hanım dedi ki...

gülçincim,

bence korkma, tamam badem özelinde biraz ürkütücü şeyler yazdım ama :) santana mesela hiç korkmadan kucağıma aldığım, sıkıştırdığım bir kediydi. kah sabahları ayak ucumuzda uyanır, kah tepemizde yatar, saçımızı yalar. öyle samimiydik kendisiyle.. bence zuzaydan gelme ihtimalleri çok yüksek :)

evet gördüm şimdi, mimlenmişim. ilk fırsatta yazacağım.

sevgiler

pericim,

ne guzel sen nasıl idare edileceğini biliyorsun asabi kedi durumlarının, ben de pıhlamasına falan aldırmadan sevmek istiyorum, bakalım zamanla olur belki. tabiy ki selamını söylerim bizim dobis hanıma..

ekmekcikiz dedi ki...

Ben Santana'ya bayıldım!
Ne güzel kediymiş, öyle.
Üzüldüm.:(
Bizden kısa ömürlü canlılarla yaşamanın zorluğu bu.

Köşenin Delisi dedi ki...

Neolitik Hanım biliyorum gülmemem lazım o depar atma kısmına ama çok güldüm yahu!! :) Öyle güzel anlatmışsın ki çizgi film sahnesi gibi olmuş :) Kediler, evet,sahipleri onları evde bırakıp tatile ve gidince hırçınlaşıyorlar. Eh, haksız da değiller hani. Bizim Tarçın yalnızken, tatil dönüşlerimizde küsmüş olurdu, suratımıza bakmazdı bir-iki gün. Ne zaman ki Osman'ı aldık,olmadı o küsme olayı, ama yine de mahsunlaşıyorlar :(

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

ah bir de onun tatlılığını, şımarıklığını, yaramaz oğlan çocuğu hallerini görecektin!

evet kayıpları çok üzücü ama aradan zaman gectikçe insan birlikte geçirilen güzel zamanları düşünmeye başlıyor daha çok. şimdi badem "ikinci el" kedi ya, (aramızda öyle diyoruz kendisine, "doktordan çok temiz, ikinci el kedi: badem :) ilerde sıfırdan bi yavru alsak mı diye düşünüyoruz. henüz bunun koşulları yok ama atlattık santana'nın kaybından sonra yaşadığımız üzüntüyü.

***

elif,

yok yok, rahat rahat gülebilirsin, gercekten komik bir sahneydi o! şimdi badem'le yavaş yavaş ısınıyoruz birbirimize, dün gece gelip kucağımda uyudu, telefon çaldığında kalkmam gerekince rahatını bozdum diye dönüp azıcık tısladı ama olsun :)

sabah da dün gece salonda unutulan peynir ve börekleri götürmüş dobişko. baktım, tabağına mama konurken yuvarlana yuvarlana koşan kedi yok ortalıkta, meger gece salonda çılgın bir parti vermiş kendine! halının üzeri börekten artanlarla dolu, eğlenceye doyamamış olacak ki bir de saksıdaki toprakları saçmış! partilemeyi seven kedi badem! hayranlıkla izliyoruz kendisini :)