şu bu


cuma akşamı tavan yapan depresif halime cumartesi agos'un önüne yürürken bıkkınlık, bezmişlik de eklendi. evet kalabalıktık, en azından mahkeme önlerindeki bir avuçluğumuzun çok ötesinde bir kitle vardı ama adalet talebini yerine getirmek üzere birilerini harekete geçirecek kadar güçlü çıktı mı sesimiz, sanmıyorum (gerci bugun çok acayip şeyler oldu, memleketteki son cinnet atmosferine büyük katkıları (!) olanlarla ilgili son tutuklamalar umut verici ama hala "bütünüyle kuşkudayım").

cumartesi-pazar, haftabaşına yetişmesi gereken bir indeksleme işiyle uğraştım, çalışmak zihnimde yarasalar gibi uçuşan karanlık fikirleri bir nebze uzaklaştırdı. pazar günü güzel bir kahvaltı edildi, yeni pişmiş köy ekmeği (ekmek makinemiz var artik, onu ayrıca yazarim, minik, gayretkeş, pek sevimli bi şey), tahin-pekmez karışımı, ceviz gibi "kış menülü" uzunca kahvaltıda, eski bir türk filmi eşliğinde gazetelerin pazar ilaveleri karıştırıldı. akşama doğru da klişelerden örülü olsa da sıkılmadan izlenen bir korku filmi (boogeyman) ve pizza ikilisiyle sakin geçti.

uzun zaman önce severek okuduğum franny ve zoey'ye başladım tekrar, o kalabalık ailenin bütün üyelerine bayılıyorum (sayfaya yazarım belki). muzlu ekmek pisirdi bizim küçük hamarat makine dün aksam. "ben pişirdim" diyemiyorum çünkü hakikaten malzemeleri koymak dışında bir şey yapiyor sayilmam. tarifi miskokulu ekmekler blogundan aldim, muzlu pasta gibi kokan ama kıvamı ekmekle kek arasinda melez bir sey cıktı ortaya, güzel oldu. muzlu ekmek piserken badem'le yanyana oturup tv izledik, ben bir yandan deneysel patik örme çalışmama devam ettim, o da yünden çok şişlere şaşkın şaşkın bakıp arada şişlerin ucundaki kırmızı boncukları ısırmaya çalıştı. ekmek ılıyınca zencefil-limon çayıyla bir dilimi mideye indirdim hemen. saat onikiye doğru da pişen ekmek, örgü ve kedi üçlüsüyle oluşturduğumuz kış tablosundan çıkıp uykuya geçtim.

not: resmin yazıyla ilgisi yok, allposters diye bir sitede cok guzel eski reklam afisleri vs var, oradan buldum.

3 yorum:

endiseliperi dedi ki...

şimdi sen franny ve zoey deyince, nabzım hızlandı, hem sevindim hem de ne bileyim biraz kıskandım. öyle severim, tekrar tekrar okumaktan öyle bıkmam ki, ama kıskancım biraz o konuda. siteye bile yazmadım, düşün artık. ama öyle sanıyorum ki seninle paylaşabilirim. ben geçenlerde, neredeyse yemek istediğim bir öyküsünü baştan sona yazacaktım salinger'ın. belki yazarım. ben de bayılıyorum o aileye. her birine, tek tek, ayrı ayrı ve birlikte. seymour biraz korkutur beni ama korkuttuğu ölçüde de çekici gelir. neyse, yaz sen.

ben de az önce fırına çok çikolatalı bir kek attım. içine kakao, şokella, damla çikolata koydum. dün de limonata yapmıştım. bora sabahlayacak bu gece, gelip gidip yiyeceği eğlencelik şeyler hazırlıyorum böyle.

ekmek makinası da evet, inanılmaz kolaylık. evde sabah için tost ekmeği var sadece, belki ekmek de pişiririm. gerçi marketten trabzon ekmeği alıyoruz, yeşil zeytinle yemeğe bayılıyorum, abartıp, kaymak bal da sürüyorum.kilo verme, dedi bora ya, vermem gereken 2 kilo öylece kalakaldı, ama hiç de almamam gerek.

az önce çocuklarla the bourne serisinin sonuncusunu tekrar izledim. sonu öyle bitti ki tekrarı yapılacak sanki. hiç sevmem tekrar filmlerini ama istiyorum ki the bourne serisi james bond gibi sürsün gitsin. şimdi de denzel washington'lu the great debaters filmini izleyeceğim yalnız başıma.

seni gördüğüme çok sevindim neolitik hanım'cığım yahu. hem iyisin de sanırım, hımm? hadi, çok öperim, kendine iyi bak.

sevgiler.

neolitik hanım dedi ki...

salinger'in hangi öyküsüydü yemek istedigin? :) ben kitaplik dergisinin eski sayilarindan birinde yayinlanmis bir salinger öyküsü okuduydum yazin, tasınmalar yüzünden kaybettim sanıyordum, meger ofisten bir arkadasıma vermisim, getirecek. franny ve zoey'lerden birinin yaz kampından ailesine yazdıgı uzunca bir mektuptu, kitaplarında yayınlandığını zannetmiyorum, ben de onu aktarmayı düşünüyorum bloga, üşenmezsem tabiy.

kek ve limonata ikilisine bayılırım ben de, kışın aklımıza gelmiyor hiç limonata yapmak. biz bu ara evde muzlu süt çılgınlığı yaşıyoruz, acayip çeşide girdik. yerli muz + süt+ karamelli dondurma + bal + taze hindistan cevizi rendesini el blendırında şahane bir karışıma dönüştürüp akşam yemeklerinden sonra tatlı niyetine içiyoruz. bazen işin içine vanilyalı votka da giriyor :)

bourne serisini ben sondan izlemeye basladim, bayildim üçe, gecenlerde biri izledim, ikincisi kaldı. bence de sürüp gidebilir, casusluk olsun, aksiyon olsun hep sevdigimiz şeyler.

ben de seni gördüğüme sevindim pericim, yavaş yavaş normale dönüyorum.

ben de çok öperim.

sevgiler

neolitik hanım dedi ki...

peri,

sana dün sözünü ettiği hikaye internette varmış

http://www26.brinkster.com/cemakas/hapworth.htm