edirne'den bildiriyorum

bu satırları otele dönüştürülen eski bir kervansarayın kubbe tavanlı, avluya bakan alçak pencereli, kuytu mu kuytu bir odasından yazıyorum. bu cümleden sonra şöyle devam etmek istiyorum mesela, "bizim kervan yarın sabah yola çıkıyor, bursa'ya ipek almaya gitmek niyetindeyken efendiden dün gelen bir ulak haber iletti ki bir de hereke'ye uğranıp kilim alınasıymış. yol uzayacak, lakin o da iyi. edirne, suları tatlı, hayvanları lezzetlu bir memleket imiş. bir de peynirleri var ki yemeye doyulmaz. ahali zengin olsa gerek, çarşıları kuyumcu dolu, esnafı disen ikramda, iltifatta kusur etmiyor. bizim kervancıbaşına söylemeli, bir gün daha kalıp yaprak cigerinden bir çanak daha yemeli..." böyle obur bir evliya çelebi tadında devam edilebilir belki ama kervansaray da olsa wireless bağlantı var, tv desen ona keza, zor biraz o havayı sürdürmek.

hava soguk olur demistik ama günlük güneşlik karşılayıp şaşırttı edirne bizi. toplantı kısmını hic anlatmiyim, sıkıcı mevzuular işte. yalnız toplantı eski, ahşap bir edirne evinden ofise dönüştürülen bir mekanda yapıldıgından ve de ben sobanın dibinde kedi gibi oturdugumdan her zamankinden daha az sıkıldım. sobanın yanından dinleyince toplantıda konuşulanlar masal gibi geldi. akşam karanlığı çökerken gürültücü bir karga sürüsü konuşmaları bölünce, iyice keyiflendim oturdugum yerde.

öğle yemeginde şehrin meşhur yaprak cigerinden yemek için minicik bir yere gidildi. ekipte yurtdışından gelen misafirler de var. biz çok methedince kadıncağız cigere razı oldu, ama siparişler geldiğinde tabaklardaki eciş büçüş, kahverengi şeylere şüpheyle bakmadan edemedi. bir ara telefonu çaldı, macarca uzun uzun bir şeyler anlattı kadın, ben de çaktırmadan bizimkilere konuşmanın hayali çevirisini yapıp güldürdüm, "ay bu türkler var ya korkunç insanlar, beni küçücük bi yere getirdiler, iğrenç bi şeyler yedirmeye çalışıyorlar!" :)

akşam yemeginde de bizi disko toplu, piyanist şantörlü 80'li yıllarda takılı kalmış bir restorana götürdüler. yanımızdaki masada erkekleri 80'li yıllardaki kalın kazaklardan giymiş (kızların üzerinde günümüz modasına daha uygun şeyler vardı) enteresan bir grup vardı. cengiz kurtoğlu şarkıları eşliğinde "slow danslar" edip, roman havalarında kıvrak figürleriyle pisti şenlendirdiler.

az önce de otele döndük, birazdan kitap okurken uyuyakalacağım. bu otelde daha önce de kalmıstım, avluya baktıgından az ışık alıyor pencereler ve sabah oldugunu anlamıyor insan, uyku odası, tam benlik ;)

5 yorum:

SERAP dedi ki...

Eğer Selimiyenin karşısındaki sokaktan girilen yoldaysa O dönme otelde bu yaz en sevdiğim arkadaşlarımdan birinin düğünü vardı,anlatınca odalar gözümde canlandı.Avludaki dev ağaca ise bitmiştim resmen.Edirneye gitmişken muhakkak köftesinden de yiyin.sayenizde yarının menüsü belirlendi.Ciğer:)

endiseliperi dedi ki...

ah neolitik hanım'cığım, ne güzel bir odada kalıyorsun, sanki bir tür ermişlerin düşünmeye daldıkları oda gibi. sessiz, sakin, düşün dur evrenin sorunlarını:)

bu toplantılarda ne yapıyorsun neolitik hanım'cığım? yani seni ciddi insanların arasında aynı ciddiyetle ve/fakat elindeki not kağıdına milletin karikatürünü çizerken ve evet o sırada biraz da karakterin zorluğuna göre dilini çıkarırken düşünüyorum:)

bence toplantı gezileri adıyla bir klasör açabilirsin. ben çok hoşlanıyorum senin iş gezilerini okumaktan. zalimce seni honduras'a, pekin'e oradan hoop endonezya'ya filan göndersinler istiyorum. senin de oradan, efendim çekçek'le giderken ya da palmiye yaprakları altında içtiğin kokteylin inceliklerini filan anlatmanı istiyorum.

hala edirne'de misin? istanbul gri bu aralar, pek hoşlanmıyorum. yağmur yağsa, rüzgar esse, onlar da yok. ben de mutfak dolaplarını boşalttım bugün, ne çok ıvır zıvır atılacak şey çıktı. hala da yapılacak tonlarca şey var. akşama yumurtalı ıspanak yapacağım, hatta ıspanakları kaynar suda azıcık haşladım, birazdan da mutfağa döneceğim. şöyle üstüne de kapak kapatıp perdeli filan, azıcık da pul biber... ben gideyim.

dün nefis bir film izledim, yazabilirsem yarın yazarım. hımmm.. böyle işte

sevgiler, öpücükler.

ekmekcikız dedi ki...

Keşke bahar olsaydı da, nehir kenarında oturabilseydiniz.:)

Edirne'yi çok sevmiştim.
Camileri, çarşısı, arastası, Yahudi mahallesi...

Güneşli hava olduğu iyi olmuş, toplantı sıkıntısına bir de hava sıkıntısı eklense çekilmez olurdu.
:)

neolitik hanım dedi ki...

serap,

köftesinden yemez olur muyuz hiç, öğle yemeğinde ikiye ayrıldı grup, yine ciger isteyenler, bu sefer köfte yemek isteyenler diye. sonra edirneli arkadaşlar "köfteciye oturalım oraya ciğer söyleyebiliriz" dediler - gözünü seveyim küçük yerin tokgözlü esnafı işte- köfteciye oturduk ama cigerden de mahrum kalmadik.

...

periciğim,

dogru dedin, dervişlerin çekildiği kuytu odalar gibiydi aynı zamanda. edirne'ye yolunuz düşerse kalmasanız bile gidip görün, eger yazın giderseniz avlusunda bir çay için derim.

ben bu toplantılarda konuya baglı olarak ya sık sık konusuyorum ya da benim ilgilendigim bir iş degilse, ekibin bir parçası olarak sadece orada bulunup, not alıyorum. edirne'de zaman zaman konusmam gerekmeden sobanın yanında oturdum, iyi oldu. karikatür degil ama acayip karalamalar yapıyorum tabiy defterime. bir gün diger katılımcılardan biri görmüştü desenlerimi de begenmişti. helezonik şeyler çiziyorum, kelt simgeleri gibi. dilim de çıkıyordur belki, bilemedim :)

toplantı gezileri klasörü ha? iyi fikirmiş. keşke dediğin yerlere gitsem valla, hiç üşenmem dönüşte uzun uzun da yazarım.

edirne'den akşam döndük. edirne-istanbul yolu çok rahat ama tekdüze, iki saat boyunca düzlükler, düzlükler.. kitap okudum, uyudum.

ıspanağı çok severim ben ama pirinçli olanı, bol yogurt ve de üzerine kırmızı pul biber. canım çekti valla.

yarın calısıyorum, haftasonu calısmayı sevmiyorum hiç ama bazen oluyor böyle işte.

neymiş nefis film, merak ettim yahu?


sevgiler, öpücükler (bunun devamına hep "köpürcükler" yazasım geliyor :)

...

ekmekci kız,

evet evet, biz de sık sık kurduk bu cümleyi. yazın gitmiştik bir kez ve o meriç kıyısındaki restoranlardan birince çok güzel bir akşam yemeği yemiştik.

ben de seviyorum edirne'yi. otelden çıkıp yürüyorsun her yer birbirine yakın, yemekler lezzetli ve ucuz, insanları canayakın.

hava ikinci gün kapandı, soğudu ama biz de zaten erken bitirip yola çıktık.

Simon Templar dedi ki...

ne güzel olmuş yazı. özellikle başı harika:)
(80'li kazaklılardan biri de sizi kaldırsa tam olacakmış:)