kıra gitsek yine


ilkokuldayken mayıs ayı başlarında öğretmenimiz, "evdekilere haber verin, haftaya cuma kıra gidiyoruz" derdi. o zamanlar piknik kelimesi sadece pazar sineması kuşağında yayınlanan eski amerikan filmlerinde kullanılırdı. biz "kır"a giderdik.

kıra gidileceği akşam yumurta, patates haşlanır, köfte-patates kızartılırdı. kasabada yaşayan fakat köyle bağlantılarını koparmamış ailelerin çocuklarının kır menüsünde taze soğan da olurdu ve de esmer köy ekmeği. yiyeceklerin dışında yanımıza çiyle ıslanmış otlara sermek için küçük kilimler ve top, ip gibi oyuncaklar alırdık. o gün okula önlükle değil normal kıyafetlerimizle gidişimiz hepimiz için büyük olaydı. hava bulutluysa inşallah yağmur yağmaz diye dua eden bir grup afacan ellerimizde beslenme çantaları, kilimler, toplar, başımızda öğretmenimiz, kasabanın içinden geçip, evlerin bittiği noktada başlayan badem, erik ağaçları dolu kıra yürürdük. yürürken sağa sola takılmayalım, ilgimiz dağılmasın diye şarkı söylettirdiklerini hatırlıyorum. sonra da bütün bir günü otlarda yuvarlanarak, badem, erik, çicek toplayarak, birbirimizin beslenme çantalarından çıkanları paylaşıp yiyerek geçirirdik. köy ekmeği getirenler bizim beyaz ekmeklere, ben de onların esmer ekmeklerine özenirdim (kakaoluymuş gibi gorunurlerdi).

öğlen, sandvicimi terasta yiyince aklıma geldi kıra gitmek, ne güzel olurdu biri gelse, hadi kıra gidiyoruz dese. aksi ihtiyarlar gibi oldum, genelde bulundukları andan mutsuzdurlar ve hep gecmisten söz edip, özlemle anarlar ya, o hesap. bugunlerde ya sık sık cocuklugumun gectigi kasabayı ya da üç ay kaldığım londra'yı özlüyorum. buradan ve bu zaman diliminden çok uzakta bir yerleri yani..

10 yorum:

şule dedi ki...

ya gercekten ne guzel olurdu, bizim zamanimizin piknikleri :) ozanlar gecen yil piknige gideceklerdi. nereye gittiler biliyor musun? acik bufe ogle yemegi veren ve yesil alani da olan polonezkoy'de bir restorana. yuh dedim ben de. elitizmin dibi budur herhalde :)

ekmekcikız dedi ki...

Neocum,

Tam da senin anlattığın gibiydi "kıra gitmek" ve çook güzeldi.
"Piknik", benim hatırladığım Ankara'da bir kafeteryanın adı Kim Novak'lı William Holden'li güzel bir filmin adıydı!:))

Bir de kıra gitmeyi özlemekte yanlız değilsin, o kadar çok çayır çimen ağaç altı çekiyor ki canım, anlatamam...
:)

endiseliperi dedi ki...

ben de ben de!
:P
kıra gitmeyi seviyorum ama orada ızgara yapmaktan, yemek yemekten hoşlanmıyorum. eğer bir açık büfe varsa, ne hoş olur:P valla.

ancak yaz gelsin de babaanneleri de alalım, piknik yapalım istiyorum. bir gün önceden köfteleri, kısırı, barbunya pilakiyi, eh bir de kekle böreği hazırlayıp... çok hoş olurdu. ama bu ne rüzgar, bu ne soğuk, anlamıyorum. evin içinde donuyorum. dışarı çıkıp kadıköy çarşı'da bora ile çizgi romancıya gitsek, bambi'ye oturup döner sandiviç yesek, diye aklımdan geçiyor ama, bir gözüm de yatakta uyuyan tina'nın yanına kıvrılsam diye bakıyor. olmadı, dolaptaki taze fasulyeleri çıkarıp, zeytinyağlı fasulye pişiririm. o da bir yaz havası vermez mi neolitik hanım'cığım?:) verir. ama bende enerji sıfır. ben, iki martin myster cildi alıp tina'nın yanına gidiyorum.

öpüyorum.

neolitik hanım dedi ki...

sule,

al işte, restoranda piknik mi olur hiç? şöyle otların üzerine yayılmak varken, masalar, açık büfe falan.. (gerçi açık büfe fikrini peri tutmuş bi yandan da)

bu arada senin sayfan davetli hale gelmiş, yeni fark ettim. bana da yollarsan sevinirim: nosotros40@gmail.com

bi de bir sey sorucam, geçtiğimiz haftalarda bir haftasonu karaköy namlı'da kahvaltı etmiş olabilir misiniz ozan'la? size benzeyen bir anne-ogul vardı, belki de sizdiniz, emin olamadim.

...

ekmekci kız,

o filmi ben de hayal meyal hatırliyorum. piknik deyince ben bir şuna heves ediyorum: hani filmlerde oluyor ya, adam kızı romantik bir piknige davet ediyor sonra da güzel bir sepetten kareli şirin bir örtü, şampanya, kadehler falan cıkarıyor. şampanyasında değilim de o sepet, örtü acayip hoşuma gidiyor :)

...

peri,

ben de mangalli pikniklerden hoşlanmıyorum hiç. soguk yenebilecek, etrafı batırmayacak şeyler olmalı işte, o saydıkların gibi.

ama çok soguk gercekten de, ben gunese aldanıp ince giyinince, hafiften üşüttüm. dun gece ateşim çıktı, burnum akmaya başladı ve başıma ağrı girdi. ne zamandır yüzüne bakmadıgım patiklerimi giydim, battaniyenin altında tirtir titredim. gece de ateşten olacak, acayip rüyalar gördüm.

tina'nın yanına gitmekle en güzelini yapmışsın, sabahları ben evden çıkarken kanapede pozisyonunu alıp uyuklamaya başlayan badem'i acayip kıskanıyorum.

ben de öpüyorum.

dikiş makinesi henüz işlerlik kazanmadı diyil mi? gecen gun allposters'de elbise resimleri gordum çok guzel, aklıma sen geldin. o resimlerin asılı oldugu bir dikiş köşesi/odası hayal ettim. bak şu linkte resimler:
http://www.allposters.com/gallery.asp?startat=/getthumb.asp&CID=1908AE298AAF41DDABE17FF1092AC32A&sortby=&c=c&page=1&Search=90177

Arzu Çur dedi ki...

Tam onikiden vurmuşsunuz piknik/kır karşılaştırmasıyla. Kıra gitmek ne zaman pikniğe gitmek oldu bizim lugatımızda diye düşündüm de.. Sanki televizyonlar renklenince mi olduydu acep? O şarkı söylemeleri ben de anımsadım siz yazınca. Bir de kolboyu alınıp hizaya girilir, öyle yürünürdü.

Uzun zamandır okuyorum sizi, hep böyle bam teli bulup basıyorsunuz. Ne iyi ediyorsunuz.

Sevgiler,

müzi dedi ki...

beni de ekle aksi ihtiyarlar listesine :)
sule'nin yazdigi yorum uzerine agzim acik kaldi. simdi bu cocuklar piknige giderken sepet tasimadilar mi yani ellerinde? e o zaman sayilmaz ki.
biz de ilkokulda piknige giderken ayni senin anlattigin gibi, sarkilar soyleyerek giderdik. ne eglenceli olurdu. piknik yolunda, bizim evin onunden de gecerdik, ben bizim camlara bakinirdim anneme el sallamak icin. halbuki daha 1 saat once ayrilmisim evden ama iste havali oluyor ya boyle koca sinifla birlikte, gorsun istersin :)
piknik yerinde de hemen guruplar olusturulur, sepetler bosaltilirdi. gidip diger guruplarin sofralarinda neler var diye bakinirdik da. ay cok guzelmis coook... bu nedenledir ki piknik sepetlerini cok severim ben. bana hep bu gunlerimi hatirlatirlar.
simdi bunlari hatirlamak oyle guzel oldu ki. yuzumde kocaman bir gulumseme ile yaziyorum bu yorumu. tesekkurler hatirlattigin icin neolitik hanim.
sevgiler

ekmekcikız dedi ki...

Neo,
Biliyor musun, bir arkadaşımın öyle bir piknik sepeti var!:))
Ama, maalesef çok zevkli bir kız arkadaş bu, bir erkek arkadaş olmuş olsa...
:-))
Geçmiş olsun, biraz ısındın mı?
:)

elektra dedi ki...

şimdi ben çıkıntılık yapacağım biraz ama, kırda yürümeye evet, kırda yemeğe, kır için hazırlanmaya, kıra bu anlamda gitmeye hayır. bana yorucu geliyor, eskiden de geliyordu, ilkokulda gittiğimde de yani. böyle cümbür cemaat işi olmamalı gibi geliyordu. belki kurabiye, poğaça ve çay. o kadar. ve ılık olmalı hava, asla sıcak değil. sıcakla birlikte o kır yerlerinin kalabalığı iki kat, mangallardan yükselen dumanlar beşbin kat boğucu oluyor çünkü. bir de kırda kavga da çok sık rastladığım ritüellerden oldu hep. gruplar birbirine girer falan. ıyhhhh:( çok korkarım ben kavgadan.
ben böyle yıldız parkı gibi bir yerde, kentin ortasında, ama kentin kalabalığından uzakta yerlerde ağaç alında oturmayı anlıyorum kır deyince. evet evet, şehir kanıma işlemiş benim:(

endiseliperi dedi ki...

neolitik hanım'cığım, günaydın:) seni rüyamda gördüm az önce. biraz karışık bir rüyadı. çok, çok tatlıydın. bir sürü insan vardı... hımm... bir çanta almıştın. sarı tüylü bir çanta. küçük, kare. tüyü olsa da, yaz için güzel bir çanta, diyordum. bir adam vardı, yabancı, işle ilgilki biri, sürekli uyuyordu, hantal bir durum yaratıyordu bu. yani plan filan yapılamıyordu onun yüzünden. neyse, sonra benim ayrılmam gerekti ama karışıktı her şey. neyse. londra'daki arkadaşım da vardı ve biz bazen orada, bazen d eisimsiz bir yerde oluyorduk. daha bir sürü şey daha oluyordu, konuşmalar, bir kitap hakkında konuşuyorduk ama hatırlayamıyorum şimdi.

hay allah hiç anlatamadım şimdi. çocukların okulu tatil bugün ve geç kahvaltı edeceğiz. onlar çizgi roman okuyorlar yatakta. eğer hatırlarsam gene gelir yazarım.

öpüyorum.

neolitik hanım dedi ki...

merhaba arzu,

dediginiz gibi kol boyu hizaya da girilirdi, ama sağa sola, evlere bakayım derken bozulurdu o sıra.

uzun süredir okudugunuzu duymak mutlu etti beni, ben de sizin sayfanıza uğrarım artık.

sevgiler

...

muzi,

tamamdir, listede bil kendini :)

ilkokuldan hatırlanacak başka şeyler de geliyor aklıma, beslenme saatleri mesela. sıcak süt ve poğaça günü vardı, velilerden biri poğaça biri de süt getirirdi o gün. kış menüsüydü sanırım, dışarda hava buz gibiyken sıcak süt içimizi ısıtırdı. şimdi sütü soğuk içiyorum ama o zamanlar illa ki ısıtılırdı. düşündüm de, okula geldiğinde sıcak olurdu süt, yolda soğumaz mıydı acaba? okulda mı ısıtırlardı yoksa? hatırlayamadım :)

sevgiler

...

ekmekci kız,

zaten filmlerde olur öyle ince düşünceli, piknik sepetli adamlar :)

burnumun kenarları silmekten epridi, ama daha iyiyim, cok saol gecmis olsun dilegin icin.

...

elektra,

ay ay, o tarif ettigin manzara beni de korkutur, sıcakta tüten mangallar, öfkeli insanlar. yemek pişmeyecek benim ideal kır gezimde, çay bile termosta götürülecek, o derece :)

yıldız parkı da iyi bir secenek aslında, bizim arkadaslar yapıyorlar onu pazar günleri, kitaplarını, sandviclerini, kilimlerini alıp ağaçların altına yayılıyorlarmış. havalar düzelirse birlikte de yapacağız bir gün.

...

periciğim günaydın, (öğlen oldu gerci)

ben de çok karışık rüyalar görüyorum bu ara, stresten olacak, hep böyle felaketli, kaçmalı, kovalamalı. dün gece gördüğüm rüyada yanıbaşıma bir helikopter düştü mesela :)

senin rüyan güzelmiş ama, sarı, tüylü çantaya bayıldım :) londra da iyiymiş. öyle bir adam var hakikaten bu arada, budapeşte'de iş yaptığımız ekipten biri. hangi kitap hakkında konusuyorduk acaba?

okulun tatil olması ne güzel, keşke bizim ofis de olsa, bu ara o kadar zor geliyor ki çalışmak.

beklerim pericigim, işim çok ama sık sık bakıyorum sayfama, işler çok sıkıcı.

ben de öpüyorum.