o ağacın altındaki kulübe



Virgina ve Leonard Woolf, Sussex, Rodmell'deki evlerini 1919 yılında 700 pounda satın almışlar. İki yıl sonra, Woolf'un bahçede "kendine ait" bir ahşap yazı odası olmuş. Büyük pencerelerinden Caburn Tepesi'ne uzanan alçak yeşil tepelerin göründüğü külübede özellikle yaz aylarında çalışmayı çok severmiş. Konsantrasyon sağlama açısından pek uygun değilmiş aslında, kocası Leonard'ın, kulübenin tepesinde elmaları dizerken çıkardığı sesler, yakındaki kilisenin çanı, yandaki okulun bahçesinde oynayan çocuklar ya da ayağının dibinde kaşınan, yazdığı sayfaların üzerinde pati izleri bırakan köpek yüzünden sık sık dikkati dağılırmış. Kışları çok soğuk olurmuş, parmakları ara sıra kalemi tutamayacak kadar üşüdüğünde eve gidip ısınırmış. 1924'te odaya bir gaz sobası koymuşlar. On yıl sonra, yazarın deyimiyle "yazı kulübesi", bahçenin uzak bir köşesine, kilise duvarının yanındaki kestane ağacının altına taşınmış. Woolf, babasının yaptığı gibi kucağında bir yazı tahtasıyla çalışırmış. Kulübenin önünden eve doğru bir taşlardan bir patika yapmışlar. Yaz akşamları yan taraftaki çimenlikte top oynayanları seyretmek isteyenler, bahçeye gelirmiş.

Virginia Woolf, Bayan Dalloway de dahil olmak üzere bütün önemli romanlarını, yazılarını ve mektuplarını o ağacın altındaki kulübede yazmış. 1931 Temmuzunda Leonard'ın okumayı yeni bitirdiği Dalgalar romanı için "bu bir şaheser" dediği yer de o kulübeymiş. Yıllar adlı romanını bitirmeye ve de sigarayı azaltmaya orada uğraşmış. Soğuk bir bahar sabahı Ouse Nehri'ne doğru son yürüyüşüne çıkmadan önce Leonard'a veda mektubunu o masada yazmış. Geride dağınık bir şekilde kağıtları, defterleri; çöp sepetinde de Bayan Thrale üzerine yazdığı yazının taslakları ve odanın çeşitli yerlerinde de daktilo şeritleri kalmış. Oda bugün daha derli toplu görünüyor.

--------------

*Guardian'ın Kitap bölümünde "Writers' Room - Yazarların Odası" diye bir bölüm var, yukarıdaki yazı oradan... Artık hayatta olmayan yazarların yanısıra günümüz ünlü yazarlarının da çalışma odaları var serinin içinde. Birkaç örnek seçtim, tamamına bakmak isterseniz linki burada. sonra ben de "neolitik's room" diye eklerim belki seriye :P yalnız benim masadaki ıvır-zıvırları biraz hafifletmek lazım, bu haliyle yazar masasından başka herşeye benziyor. karışıklığa en son, bugünlerdeki yeni hevesim kanaviçe de eklendi. (bi de yazar olucak, ne o öyle domestik domestik, kanaviçe felan peeh!)

Hanif Kureishi'nin odası (masaya bayıldım, tam benlik, bütün çekmecelere doldururum ıvırı zıvırı :)

Memleketimizde kitapları çok satan Alain de Boton'un odası. Pek sadeymiş, düzenli de duruyor. beyaz mobilyayi pek sevmem ama yerde duran kitaplarin hatırına koydum sayfaya (düzenli, derli toplu yazar odası mı olurmuş?)


Gerçi yukarda attım tuttum, iyi yazar odasının dağınıklığından belli olur diye ama benim teori bu noktada gümledi. Efendim bu masacık Jane Austen'ınmış, o caanım romanları işte burada yazmış. belki de dağınıklık şart degil, bi kalem, bi kağıt, bitti gitti!

9 yorum:

serpil dedi ki...

Guardian'ın en sevdiğim bölümü bu yazar odaları.Bir ara bizdeki gazetelerin kitap dergilerinden birinde de görmüştüm böyle bir bölüm ama pek ruhsuzdu, olmamıştı. Yazarın masasının resmi ve iki satır yazı vardı. Ama Guardian'dakiler harika, hem resimler hem de yazılar.
Yazıyı sen mi çevirdin Neolitik Hanımcım?

asliberry dedi ki...

Yuvarlak bir yazı masası? Aklıma gelecek en son şeydi. Hanif Kureishi'nin odası çok güzeeel, çok sıcak.

Ekmekcikız dedi ki...

Neocuğum,
Virginia Woolf'la ilgili her okuduğum satırdan zevk alıyorum. Bu galiba, onun yazdıklarına hayranlığımın uzantısı olsa gerek.
Ne kadar güzel bir fikirle yapılmış bu bölüm. İlgi çekici, hımm, yaaa, aa, öyle miymiş, ne hoş, ne garip,... ne çok tanımlama yapılabilir. Okuduğumuz ve beğendiğimiz satırları yazan insanların bizim kafamızdaki hayalleri ve gerçekte nerede yazdıkları karşılaştırıldığında nasıl uyumlar ve farklar çıkıyor. İyi ki yazmışsın bu yazıyı.
:))

Köşenin Delisi dedi ki...

Süper yazı, süper konu, süper link :))

Jane Austen'ın masacığı neymiş öyle ya?? Her tarafı tutulur insanın orada...:)

metin dedi ki...

Jane Austen da pek bi minimalistmiş yav!

aslı hayvanı (a.k.a. domuz) dedi ki...

Sevgili Neolitik Hanım,

Blogunuza Şulem'den sektim. Çok beğendim, izlemeye aldım affınıza sığınarak :)

şule dedi ki...

Neocum, konuyla hiç alakası olmasa da söylemeden geçemeyeceğim, cuma günü okula giderken "makaron" aldım ve tüm gün seni andım yerken. Kulakların çınladıysa nedeni benim yani, bilesin :)

neolitik hanım dedi ki...

serpil,

aslında bizim yazarlar için de yapılsa benzeri bir şey keşke. orhan pamuk'un çalışma odasını biliyoruz sadece (gerçi oda demek az kalıyor biraz, adamın yazı yazmak için manzaralı ofisi var yahu!), diğerlerini de merak ediyor insan.

evet yazıyı ben çevirdim ama biraz serbest çeviri oluyor benimkiler, bazı yerleri atlıyorum, ya da kendim bi şeyler ekliyorum. birebir olsun diye uğraşırsam sıkılıp bırakma riski oluyor çünkü :)

...

aslı,

jane austen'ın o minik yuvarlak masası bir de, "odaya ne hacet, şurda bi kenarda yazarım ben" duygusu veriyor. ben de en cok hanif kureishi'nin odasını sevdim, o battaniye, dağınıklık, mis gibi :)

...

ekmekci kız,

benim daha okumadigim bazı kitapları var woolf'un. bekletmek hoşuma gidiyor, lost'ta öyle karakter vardı, "ölmeden önce okuycam mutlaka" diye charles dickens'ın bir kitabını yanında gezdiriyordu :)

ben de çok sevdim bu köşeyi, insana ilham ve motivasyon veriyor bütün o yazar odalarının çeşitliliği. senin de begendigine çok sevindim :)


...

elif,

ben de köşeyi keşfedince pek sevindim, hemen bizim yazarlara haber vereyim dedim :) aslında blog yazarları olarak kendi yazı/çalışma odalarımızı/masalarımızı anlatsak, fotograflarını koysak ya, ne güzel olur.

...

metin bey,

jane austen'ınki biraz mecburiyetten sanırım, kendine ait bir odası yokmuş, kenarda köşede yazıyormuş kadıncağız.

...

aslı hayvanı :) (pek komikmis bu isim)

ben de sizin bloga ugradım, bayıldım yazılarınıza (temizlikçi hanım'la ilgili olana mesela :) ben de sizi ekliycem.

...

şule,

şu blog alemlerinde adım makaroncu neo'ya çıktı yahu (ama kendim ettim kendim buldum:) makaron tişörtü yaptırıcam kendime :) afiyet olsun. ben de nicedir yemedim, canım istiyordu, sen yazınca fena oldum, acilem yemem lazım!

serpil dedi ki...

Aslında bizim yazarlar için de yapılsa benzeri bir şey keşke demişsin,güzel bir şey var öyle,adı Benim Kitaplarım (Sema Aslan-Doğan kitap),hemen alıp okudum geçen hafta, öyle güzel ki,eğer almadıysan bir bak istersen.
Sevgiler.