yara


birini beklemek zor iş.. kimsenin dikkatini çekmeyeceğiniz sıradan kafelerden birindeyseniz pek mesele değil, kafanızı okuduğunuz kitaba gömer, sık sık saate ve kapıya bakarak geçirirsiniz zamanı, zaten bir sürü yalnız insan da vardır, kimi bi şeyler okuyordur, kimi bilgisayarındaki işle meşguldür vs. kabul, o da sıkıcı ama bir cuma akşamı kalabalığında, asmalı mescit'te sokaktaki masalardan birinde tek başına oturup beklemek kadar değil.

dışarıdaki masalarda zar zor yer bulabilmiştik, arkadaşım trafiğe takılmıştı, ben çaresiz, masayı kaptırmayalım diye biraz erkence gidip oturmak zorunda kaldım. kalabalık masalardan şen kahkahaların yükseldiği, hemen önünüzden çeşit çeşit insan grubunun geçtiği bir sokakta otururken bir şeyler okumak pek mümkün değildi. kimse "aa kütüphane mi ayol burası, okumaya mı geldik buraya, haydi şerefe!" desin istemiyordum. e arkadaşım gelmeden bir şeyler yiyip içmek de olmaz. allahtan şifresiz bir internet bağlantısı buldum da, ipod'la, internetten bir şeyler okumaya başladım. bu eylemi, kalınca bir kitap yerine minik bir ekrandan dikkat çekmeden yapabilmek ne büyük nimet!

işte onu kafamı kaldırıp gelen giden var mı diye baktığım sırada gördüm, tam benim masanın yanından geçiyordu, ikimiz de şaşırdık, en son askerden geldiğini duymuştum, epey zayıflamış, süzülmüştü. beni görünce sevindiği yüzünden okunuyordu. artık geçmişte kalan -en azından taraflardan biri için- ama onun için hala kıymetli birinin arkadaşıydım ben. eski sevgilinin arkadaşını görmek, ondan haber alma ihtimali ve ayrılığın henüz çok uzak olduğu zamanlardan hatıraların canlanması demek. "dönmüşsün" diyorum, "sonunda bitti işte". "geleli üç ay oldu" diyor, "evet sonunda bitti." birbirimize bakıyoruz, ilk kim b'den söz edecek, ben ısrarla kaçınmaktan yanayım, istiyorsa o açsın, "neler yapiyorsun", "nolsun işe devam." "ben de arkadaşımı bekliyorum." kısa bir sessizlik... "b. elini kesmiş?" bunu da nerden duymuş diye şaşıyorum, ama şaşkınlığımı belli etmeden "ya" diyorum, "epey derin bir yaraydı, yeni yeni iyileşiyor." yüzündeki ifadeyi anlatmak zor, o kısacık cümlede neler neler yüklü, endişe, merak, artık yanında olmadığı, işin kötüsü yanında artık başka birinin olduğunu bildiği eski sevgilinin canı yandı diye üzülmek.. "görüşürüz" diyor, artık pek seyrek olacağını bile bile. "görüşürüz" diyorum. tek başına, neşeli, gürültücü cuma akşamı kalabalığına karışıyor.

5 yorum:

endiseliperi dedi ki...

Ahhh!

metin dedi ki...

Dokunaklı...

Ekmekcikız dedi ki...

B.nin yarası iyileşse bile incecik izi kalacak ya, önce kırmızı, sonra pembe, sonra sonra sadece arada kaşınan bir iz, işte eski sevgilinin yarasına da aynı şey olacak.
Taa ki, en sonunda ten rengi ile yara izinin rengi birbirine karışıp, neydi bu, ne zaman olmuştu diye zar zor hatırlanana dek olduğu gibi, onun da kalp yarasının izi bir zaman daha sürecek.
Ne çare?

elektra dedi ki...

'yarası saklım' geldi aklıma:(ne de güzeldir...

neolitik hanım dedi ki...

peri,

ben de öyle dedim içimden, "b. elini kesmiş" diye sorunca.. aşk ne acayip!

...

metin bey,

sonradan düşündüm, acaba bütün hikayeyi bildiğimden ve iflah olmaz bir romantik olduğumdan, o soruya fazlaca anlam yüklemiş olabilir miyim diye ama yok, gerçekti. dokunaklıydı o hali...

...

ekmekci kız,

yarayı soran, "neydi bu, ne zaman olmuştu?" diyecek hale bir an önce gelsin istedim. ama bi yandan da, aşk bitiyor yani, öyle mi diye ikirciklendim :) benim de işim zor.

...

elektra,

sezen aksu'ya nicedir bir muhabbetim kalmadı ama bu dedigin şarkı hakkaten güzeldir.