trendeki son cips




*bir toplantı vesilesiyle ankara'da idim haftasonu. ankara'dan, yolculuktan, kaldığım arkadaş evinden kısa notlar derledim, klasik bulıt bulıt tekniğiyle :) iyi haftalar herkese.

-yollarda trenlere el sallayan çocuklar, çiftçiler hala var. insanı büyük ve güzel bir şeyin parçası gibi hissettiriyor, fonda da "memleketim" şarkısı olsa insanın gözleri bile dolabilir :P

-"yüksek hızlı tren" -resmi adı bu- sabit bir yüksek hızla ilerlemiyor, bir ara halen sefere devam eden klasik tren tarafından geçildik bile ve moralimiz bozuldu :) hızlı tren hala bir heyecan yaratıyor, trene binmeseler de görevliden izin alarak bir heves treni gezen vatandaşlar var, keze önünde fotograf çektirenler de...

-business class'la giderseniz bedava şampanya ve çilek var deermişim, yok be, ülker albeni, kakaolu kek bi de çay var. ben trene binmeden az önce nicedir yediğim en güzel cheesecake'i mideye indirdiğimden pek yüz vermedim kendilerine ama ilerleyen saatlerde acıkacağımı düşünerek albeni'yi çantaya attım tebiy :)

-ankara'da kaldığım arkadaşların siyami isimli pek tatlı ve huysuz bir kedileri var. kısırlaştırılmamış bir kedi olduğundan zaman zaman dişi kediler misafir ediliyor evde. bu gidişimde beyaz, koca kulaklı bir tekir vardı. evde iki kedi muhteşem bi şeymiş, onu gördüm. başta dişi kedi bizim siyami'yi biraz hırpalamış ama şimdi pek bir muhabbbet içindeydiler. evin içinde birbirlerini takip etmeler, koyun koyuna uyumalar, arada yine hırlaşmalar vs. gündüzleri evde yalnız kalan badem'in yanına bir tekir bey mi alsak diye düşündüm ama kesin bizimki paralar.

-kar ve kaplan filmini izledik, ne güzelmiş! bazı yerlerde gözlerimden yaş gelene kadar güldüm, bazen de gözlerim doldu. rastlarsanız izleyin derim.

-evlerinde kaldığım arkadaşlarım çok lezzetli sebze yemekleri hazırladılar, tariflerini alacaktım unuttum ama yollayacaklar. özellikle fırınlanmış pancarla yapılan keçi peynirli salataya bayıldım, bi de ıspanak çorbası. buraya da yazarım.

-dönüş yolunda trendeki restorana gidip yemek yemeye üşendim, vagonlar arasında gezen çay-kahve servisi arabasından cips alayım dedim, bi tane mısır cipsi vardı, "patates cipsi yok mu" dedim, "yok, o da trendeki son cips" deyince hemen üstüne atladım, sonra da hemen bitmesin diye yavaş yavaş yedim.

-entelektüel fare firmin'i yol boyunca okuyup bitirdim, çok hüzünlü geldi bana. klasiklere yaptığı göndermeler hoştu gerçi, şimdi neşeli bi şey mi okusam, bin türlü macera sonunda kavuştuğum budala'ya mı başlasam bilemedim.

8 yorum:

endiseliperi dedi ki...

*mısır cipsi ok güzeldir yahu! ama evde benden başka seven yok. zaten ender zamanlarda alırız ve eğer mısır cipsi almışsam, bora her seferinde kokusunun iğrenç olduğunu söyler. bunun üzerine ben ilk kez kokluyor gibi bir tane daha alıp, koklar ve hiç de değil, nefis, derim. ama son kez aylarrrr önce yedim.

*şu ara botton'un seyahat kitabı'nı okuyorum. orada trenler hakkında çok güzel bir yazı okudum. bahsederim.

* biz de tina'ya alsak mı bir arkadaş diye düşünmüyor değiliz, ama önce büyük ev lazım yavrular için ve tina'nın da bir sevgiliye iyi davranacağını hiiiç sanmıyorum. o, perde arkasından, aşağıdaki kedilerle flört yapmayı seviyor. hepsi bu.

* budala'yı oku hemen. hadi başla.
* ankara'yı ne çok özledim, sen deyince düşündüm. ama gitsem kendimi ne yalnız hissederim.

öpücükler.

serpil dedi ki...

Neocum, Firmin'in Türkçesini mi okudun, cevabın evet ise çevirisi nasıl güzel mi?
Eski kitap yazılarını tekrar okudum şimdi, ne kadar güzel yazmışsın.
Murakami'nin yeni romanı çıkmış—ama Japonca :)
Sevgiler..

neolitik hanım dedi ki...

pericigim,

mısır cipsi severim ama patatesi daha çok, hele şu lays'in yoğurtlu sarmısaklı hasat şenliği yok mu! o da epey ağır kokuyor ama olsun :)

botton'un romantik hareket'ini okumuştum epey önce, aklımda bir şey kalmamış ama eğlenceliydi.

budala'ya başlıycam, araya bir başka kitap girdi. yer yer güzel yazılar var, belki birkaç bi şey alıntılarım sayfaya.

çok güzel geldi ankara bu sefer bana, yazın pek gitmemişim onu fark ettim, ne güzelmiş ıhlamurlar, bahçeli apartmanlardaki güller. bir de yağmur yağdı, mis gibi koktu her yer.

senin sayfanda bahsettiğin kitabı gecen sonbahar okumustum, kedilerle ilgili de enteresan şeyler vardı bi de. en yüksek noktadan düşüp hayatta kalan kedilerden bahsediyordu.

benden de öpücükler

neolitik hanım dedi ki...

serpilciğim,

tam peri'ye yorum yazarken sen de yazıyormuşsunuz :) Firmin'in çevirisi genel olarak iyi, birkaç yerde takıldım (bir giysiden bahsederken "deve kılı" denmiş, "deve tüyü" olacak sanırım, bir de "ölü ruhlar" demiş gogol'ün "ölü canlar" kitabına, onu tuhafsadım.) ama güzel yani, akıcı.

kitap yazıları yine yazmak istiyorum ama bu ara çok sevdiğim bir kitap olmadı. son okuduklarımdan tol güzeldi fekat karanlıktı çok, üzerine yazasım gelmedi, simenon olabilirdi aslında ama üşendim sanırım :)

murakami'yle ilgili haberi okudum ben de ve sabırsızlandım bir an önce çevrilsin diye. epey bi vakit gecer herhalde bize ulaşana kadar.

demek eski yazılarımı okuyosun, haklısın ben olsam ben de öyle yapardım, bu ara pek bi sey cıkmıyor neolitik hanım'dan :)

sevgiler

serpil dedi ki...

Ben senin bütün yazılarını seviyorum Neocum, tekrar okumak ta hoşuma gidiyor :)

Arzu Çur dedi ki...

"Trendeki son cips" olmak nasıl bir hissiyattır bi cips için, ben de onu merak ettim. Kendini son mohikan gibi mi hissediyordur acep, yoksa nükleer savaştan sonra dünyada -mesela- Brad Pitt'le başbaşa kalan ve insan ırkını kurtarma sorumluluğu sırtına yüklenmiş bir domates güzeli gibi mi? Bilemedim:)

elektra dedi ki...

ben de niye herkes cips yedi ki,diye düşündüm önce; sonra bunun milli piyango satıcılarının sık başvurduğu bir hile olduğu düştü aklıma. şöyle ki, hani ellerinde son bir tane kalmış da, aaaa bak bu da senin kısmetinmiş falan. olabilir mi ki? hani cips firmasıyla satıştan pirim usulü çalışıyor falan olabilirler mi?

hıhııııı, eevet, bu sıra hayata pek güvenim yok...

neolitik hanım dedi ki...

serpil,

mahcup ve de mutlu ettin beni :)

...

arzu,

hiç cips açısından düşünmedim :) "cipsi yavaş yiyeyim de çabuk bitmesin", "acaba birazını da sonra mı yesem", yok yiyim de bitsin" gibi oburca düşünceler arasında yedim gitti.

...

elektra,

hmm bak bu hiç aklıma gelmedi ama o çay-kahve makinesi yolculuk boyunca pek çok kez geçti yanımdan, cips yoktu valla.

ben böyle karamsar düşüncelere kapılınca dondurma yiyorum, bir süreliğine iyi geliyor :) mutsuzlukla dondurma yanyana gelemez iki şey sanki. dondurma yiyorsan mutlusun demektir :) gerci sen tatlı şeyleri sevmiyordun diy mi?