"annemin yelkeni olsa, açsa da gelse"


çocukken evde sıkıldığım zamanlarda -ki bu henüz okumayı öğrenmemin öncesi demek oluyor-, annemden resim yapmasını isterdim. aslında evin ressamı babamdı ama gündüzleri işteydi, akşamları da nedense (belki televizyon falan vardı ondan) "baba bana resim yapsana" demek aklıma gelmiyordu. annemin çizgileri pek de iyi degildi (ben de resim yeteneğimi (!) ondan almışım, perspektif anlayışım ilkokul birden beri pek gelişmedi), ama her seferinde ya boya kalemleriyle, onlar yoksa bir tükenmez kalem, çizgili dosya kağıdı bulup bana bi şeyler çizerdi. hep aynı şeyleri çizerdi ama ben yine de isterdim, çiçek çizerdi, 62'den tavşan ve de gagasında mektup taşıyan bir kuş... çiçek, anneannemle kendi çeyizi için işlediği nakışlardaki çiçeklerin aynısı olurdu, tavşan da bildiğimiz tavşan işte, ben en çok gagasında mektup taşıyan kuşu severdim. kuşun kafasını çizerek başlardı, sonra gövdesini, çırpı ayaklarını, gagasını, en sonunda da mektubu yerleştirirdi gagasının arasına.

annem gurbete gelin gitmiş, eskişehir'de evlenir evlenmez artvin'e tayini çıkmış babamın ve "bir evin bir kızı" olan annemin hasret yılları başlamış. o zamanlar (70'lerin başı) eskişehir'den artvin'e çoook uzun saatler süren bir yolculukla varılıyormuş, annem annesini, babasını, evini çok özlermiş. artvin, gölcük, kıbrıs, tekirdağ gibi eskişehir'e hep uzak yerlerde sürerken hayatımız, ablamla ben annemin evine ve şehrine olan hasretini biraz azaltmış olmalıyız ama tümüyle değil. annemin en sevdiği türkünün "yüksek yüksek tepelere" oluşu, o kuşun gagasına illa ki yerleştirdiği mektup, hep o hasret duygusundan diye düşünüyorum şimdi, türkünün en çok "annemin yelkeni olsa açsa da gelse" kısmını yanık yanık söyleyişini net hatırlıyorum. "eskişehir'den yelkenle nasıl gelicek" diye de geçerdi çocuk aklımdan.

haftasonu bir toplantıdaydım, sıkıldığım anlarda önümdeki kağıtlara bi şeyler karalarken baktım, annemin bana çocukken çizdiği kuşu yapıyorum, "nicedir eskişehir'e gidemedim, bayramda giderim" diye düşünüyordum, ordan mı çağrıştı bilmem, önümdeki kağıt, gagasında mektuplar taşıyan kuşlarla doldu. akşam da telefonda "ne zaman geliyosun kızım" diyen anneme "bayramda gelicem" dedim, "bayramda". hem şurda ne kaldı bayrama...

*"yüksek yüksek tepelere", bir trakya türküsü imiş, hikayesini ve sözlerini şu linkte bulabilirsiniz. pek bi acıklı yalnız, söyleyeyim.

http://www.turkudostlari.net/hikaye.asp?turku=1061

** anlattığım kuşu çizmeye çalıştım mouse'la ama epey çirkin oldu, annemin çizdiği bundan güzeldi, haksızlık etmeyeyim şimdi.

4 yorum:

şule dedi ki...

bu şarkı benim için de çok özeldir. annem de turgutludan istanbula "gelin gelmiş". o yuzden işte, ne zaman dinlese bu şarkıyı ağlardı. ve ne zaman biz turgutludan istanbula dönmek için arabaya binsek, bunu söylemeye başlardı, bir yandan sesi titreyerek...

laleninbahcesi.blogspot.com dedi ki...

galiba tüm annelerin türküsü bu türkü.Anneme de ağlardı bu türküyü duyunca, o zamanlar bir türkünün insanı bu derce duygulandırabileceğini anlamazdım. Şimdi her duyduğumda ben de duygulanıp, annemi hatırlıyorum, annemli güzel yılları. Selam ve sevgiler annenize artık kimselere anne diyemeyen birinden

teyzenteyfik dedi ki...

Peki, mektup falan gelir miymis annene ailesinden?
Keske oyle bir kac kalan mektup olsa...


Ben de annemi ozledim. Ama ne bayramda ne de sonrasinda yol gorunuyor bana..:(

neolitik hanım dedi ki...

şulecigim,

ben de bir tek benim annem seviyor sanıyordum bu türküyü, meğer -lalenin bahçesi de demiş ya-, tüm annelerin türküsüymüş... bir cd'sini alayım da bayramda götüreyim annecigime diyorum.

...

lalenin bahçesi,

selamınızı ileteceğim anneme, siz andıkça anneniz de dinliyordur bi yerlerden türküyü, bana öyle geliyor...

sevgiler

...

teyzen,

mektup hatırlamıyorum ama bayramlarda tebrik kartları gelirdi diye kalmıs aklımda, dedem üzerinde eskişehir'den çeşitli manzaralar olan kartlar gönderirdi.

belki kurban bayramında gidersin? insan her fırsatta gitmeli ama olmuyor bi türlü (en azından ben bi turlu ayarlayıp gidemiyorum, halbuki dört saatlik yol)