45 dakika

tren tam kalkmaya hazırlanırken, istasyonda mahzun el sallayan annen, baban ve kardeşine buruk gülümserken birden bir anons, "başkent ekspresi yüksek hızlı treni beklediğinden, o tren de geciktiğinden 45 dakika geç hareket edecektir!" haydaa diye trenden inersin, sizinkilere siz beklemeyin gidin sıcakta dersin ama yok, zaten bir işimiz yok, bekleriz nolucak?" allahtan hava çok sıcak değildir, biraz esiyordur vs. banka oturup söylenmeye başlarsın, "olacak şey mi bu canım, 45 dakika, cık cık!" sonra haber gelir, tren genç bir adamın önüne atlayarak intihar etmesi nedeniyle gecikmiştir. senin sabah kalkıp istanbul'a dönmek üzere hazırlandığın saatlerde, başka bir şehirde bir adam hayatına son verme kararıyla evinden çıkmıştır. 45 dakikanın o adamın önünde uzanan sonsuzluk içindeki yeri nedir? hayat bazen gerçekten boktandır.  

7 yorum:

endiseliperi dedi ki...

içten içe, gizliden gizliye, insan, ileride edeceği intiharın biçimini düşünmekle geçirebilir. bunun üstünde tittilikle kafa yorar. hayatı kavrayışı, ölümünün biçimine karar verirken etken olabildiği gibi, onun ölüsünü göreceklerin bakışını hesaba katmak isteyebilir. ölünün görüntüsü nasıl olmalı? ve bu intihardan bahsedeceklerin kuracakları muhtemel cümleleri aklından geçirir. "kendini tren rayına atmış." "tabancayı şakağına dayayıp, tetiği çekmiş (benim favorim bu)" "kendini yüksek bir binanın tepesinden atmış."

hayatı boyunca bir kez olsun intiharı düşünmemiş olduğunu söyleyen insanlara çok şaşarım. nasıl yani, nasıl düşünmezsin, hayat bu denli boktanken.

neolitik hanım dedi ki...

doğruyu söylemiyorlar bence.. ben hep yüksek yerlerden aşağıya bakarken aklımdan geçiririm.

tam şu anda badem uykusunda iç çekti, bırakın bu karanlık düşünceleri, güzel bir çay demleyin, sen de hemen neşeli ve komik bi şeyler yaz şuraya dedi gibi geldi. hiç içimden gelmiyor ama çay iyi fikir, çay.

metin dedi ki...

bazen kurtaran çay, kimi zamansa anlamını yitiriyor. çayla birlikte hayat, insanlar, ağaçlar, usulca esen rüzgar, şu bu...

tren gelmeyecek.

gelmesin.

metin dedi ki...

bazen kurtaran çay, kimi zamansa anlamını yitiriyor. çayla birlikte hayat, insanlar, ağaçlar, usulca esen rüzgar, şu bu...

tren gelmeyecek.

gelmesin.

neolitik hanım dedi ki...

metin bey,

size katılıyorum. bazen herşey manasızlaşıyor, ama geçiyor, onu da biliyorum. geçecek... yüreğinizi ferah tutun.

elektra dedi ki...

zaten şu hava gibi doldum taşacağım, kahroldum be neo. ufff yani. ne boktan bir hayat...

neolitik hanım dedi ki...

ben de fena oldum çok. hala sık sık aklıma geliyor.