ebe-sobe


gülçincim “topu attım havaya” diyerek beni oyuna çağırmıs, bi heves yazdım, umarım olmustur.

Ben küçükken avukat olmak isterdim (peri, şaşırdın diy mi?) etraftaki büyükler "bu kızın ağzı iyi laf yapıyor, avukat olur bu" derlerdi. hem bu sözlerden, hem de o türk filmlerindeki dik yakalı cübbelerden etkilenip avukat olmayı istediğim bir dönem olmustu. sonra vazgecip hemsire olmaya karar verdim, o da tamamen kıyafetleri yüzünden, o beyaz keplerin, siyah pelerinlerin yüzü suyu hürmetine hemşire olucam diye dolaştığım bir dönemim de oldu :) sonra ikisini de unuttum gitti ve de sonunda -arada sırada şikayet etsem de- çoğunlukla yazdığım ve okuduğum bir işim oldu. (bunun dışında aklımda kalan tek iş istihbarat işidir, ne casus olurdu benim gibi akrepten peh! yazık oldu :)

Ben aslında daha hareketli, daha neşeli, daha az kontrollü biri olmak istiyorum. bir sürü şeye fena halde üşeniyorum. ufak şeylere fazlaca kafayı takıyorum bu yüzden de kendime kızıyorum, bazen fazla şikayetleniyorum mesela, sonra da pişman oluyorum. bunlar dışında idare ediyor sayılırım, küçük şeylerle mutlu oluyorum, benden daha karamsar ve mızmızlanan biri oldugunda hemen neşe kelebeği moduna girip kendisini neşelendirebiliyorum falan.

İlk kopyamı galiba lise 1'de almanca dersinde çekmiştim. ne yazdığımı hatırlamıyorum ama kuzu şeklinde büyük bir silgim vardı, onun uzerine bir seyler yazmıstım, imtihanda da işe yaramıştı. hocaya kıldım, biraz da ondan yaptım sanırım.

Cep telefonumu gecenlerde yeniledim. eskisi de fena degildi ama bu da guzel. internet baglantisi var, bloga falan bakabiliyorum. bir de cok guzel hareketli masüstü resimleri var, su anda ekranda kuru ağaçların üzerine lapa lapa kar yağıyor. ha bi de sudoku var, bir ara cok takılmıstım simdi gecti o heves.

En saçma huyum başkaları yerine utanmak sanırım. özellikle televizyon izlerken oluyor bu, ya da kazara okuyucu yorumlarını falan okursam. elektra ve peri bu konuyu yazmıslardı diye hatırlıyorum. o an sacmalayan biri varsa izleyememek, rezil oldugunu düşünerek tahammül edememek falan, ne acayip! bana ne oluyorsa, hayır sevdiğin, olmadı tanıdıgın birini izlesen gayet anlasılabilir ama mesela su ntv'deki kadınların sohbet ettiği programda basta o genc manken olmak üzere hepsi "ay simdi fena bi laf edicekler" diye yürek ağızda izlenir mi?" hakkaten tuhaf!

bir de daha önce seyrettiğim türk filmleri için geçerli saçma bir huyum var, yanlış anlaşılma sahnelerini izleyemiyorum, o sahne yaklaşınca baska bir kanala geçiyorum, sonra filme dönüyorum. esas kıza musallat olmus kötü adamla kızı uygunsuz bi vaziyette görüyor mesela esas adam, yok ben atlıyorum o sahneyi. ya da hizmetçi kızın çekmecesine mücevher koyup iftira atıyorlar, o sahne de zaplanıyor tarafımdan. bana mutlu sonlar olsun, güzel güzel romantik bulusmalar olsun, eğlenceli mutfak sahneleri olsun, izleyeyim :)

Aşk bence rahat rahat mantıksız davranabildiğin bir zaman dilimidir. arkadaşların seni anlayışla karşılar. bir de sonsuz endişe ve sonsuz mutluluk arasında gidip gelirsin.

Benim en sevdiğim bloglar sorusunu rahatlıkla cevaplayabilirim ben, "takipteyim" dedigim herkesi severek, merakla ve begeniyle izliyorum ama peri'nin yeri ayrıdır gönlümde. ilk onun blogunu buldum ben bir tesadufle ve de uzun bir süre sessiz sessiz, hayranlıkla izledim kendisini. sonra da bir cesaret basladi neolitik hanim'in hikayesi. yani ilham perim peri'dir benim, hani şu endiseli ve tatlı olan :)

şimdi ben dee peri'yi (tabii henuz kimse sobelememişse) ve ekmekci kız'ı sobeleyeyim o zaman. vakit bulurlarsa, onlar da katılsınlar oyuna.

9 yorum:

gülçin dedi ki...

ne güzel bir yazı olmuş bu neolitik hanımcığım, topu havada bırakmadığın için teşekkürler :)

sevgiler

endiseliperi dedi ki...

:) ben biraz daha gülümseyeyim, gururlanayım, evin içinde sevinçten dolanayım sonra gelir yine yazarım.

elektra dedi ki...

neolitik hanım, ben de sen yazınca hatırladım, küçükken hostes olmak istiyordum. bir de bunu istediğim yıllar tombili bir veledim. hevesimi, 'uçak düşer be' ya da ' sen yolculara yiyecek bir şey bırakmazsın ya' şeklinde güzide esprilerle kursağımda bırakırlardı:)

o başkasının adına utanma olayını peri ile yazışmıştık evet ve peri bir kitapta okuduğu 'vekaleten utanma ' adını koymamızı sağlamıştı.

bolca okuyarak ve de bolca yazarak yapılan bir meslek benimki de, ama mesleki okumalar ben de mecburiyete dönüştüğü için hiç zevk alamıyorum. okuduğum her kitabı şundan bir paragraf sorusu yapayım diye okuyorum. okumanın canı çıkıyor. seninki öyle değil sanırım. daha çeşitli bir okuma:)

bir de periye not: benim de ilham perimsin peri,ben de seni okuyarak heves etmiştim. şımar valla hakkındır:)

sevgiler...

Adsız dedi ki...

ben de katıldım oyuna, yazdım sitede. bilmem ki doğru anlamış mıyım. bu arada çok hoşuma gidiyor hayatta iyi bir şeylerin nedeni olmak arkadaşlar. her esin perisi, verdiği esinden de sorumludur; sizi takdir ediyorum:p bu kadar şımarıklık yeter.

neolitik hanımcım, o yanlış anlama hallerinde zaplama hikayesini ben de yapıyorum. bir de ben yorgun düşüyorum bu yanlış anlama hallerinde. fırsat bulup doğrusu anlatılacak da, o anlayacak da, o bölüm yalan olup, tekrar kaldığı yerden devam edecek hayat filan.... offf çok yorucu. ben gerçek hayatta, yanlış anlaşılmam durumunda, mesela, öfkeleniyorum, nasıl yanlış anlarsın, böyle bir lüksümüz mü var, diye. zaman kaybından başka bir şey değil. ama ben hastalıklı alınganlığımla yanlış anlama kraliçesiyim, o başka. bana tane tane, şefkatle işin doğrusu anlatılmalı, gözyaşım yummuşakça, öpücüklerle filan silinerek. bencil miyim? elbette bencilim.:P ben daha fazla konuşmayayım. sevgiler, öpücükler.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Yazacağım, yazıyorum, yazdım.
:))

neo dedi ki...

gülçincim,

yazıyı begenmene sevindim, vesile oldugun icin de ben tesekkur ederim. birkac gundur dısarlarda koşturuyorum, hemen cevap veremedim yorumlara. neden dısarlarda oldugumu yazıcam bugun yeni bir post'ta.

sevgiler

....

pericim,

elektranın da dediği gibi gururlan, şımar, sevin; hakkındır ve de çok yakışır sana :) oyuna katıldığın için de çok teşekkür ederim, bakıcam simdi sayfana.

alınganlık bende de had safhadadır ama giderek belli etmemeyi, kendi kendimi yatıştırmayı öğreniyorum. çünkü yanlış anladığımı anlayınca çıkardığım patırtıdan mahcup oluyorum, daha fena oluyor.

hic bencil olur musun sen? dünyada inanmam! :)

sevgiler, öpücükler...

***

elektra,

hostes hikayene bayıldım, büyükler bazen ne acımasız oluyor yahu!

mesleki okumalar bazen sıkıcı olabiliyor ama bu aralar şansıma güzel metinlerle karşılaştım. evet okuyor, zaman zaman da yazıyorum fekat hayalimdeki iş bir yayınevinin polisiye kitaplar serisinin başına geçmek benim.. tabii sonsuz bir bütçe ve de özgürlükle. polisiye klasiklerini şahane kapaklarla basmak, dünyadaki kitap fuarlarını dolaşıp henüz çevrilmemiş yeni polisiyeler keşfetmek, yan ürün olarak polisiye roman temalı defterler, ajandalar, kalemler tasarlamak. ahh, akşama kadar yazarım valla, hayal kurmak ne güzel bi sey :)

sevgiler

***

ekmekci kız,

iyi yaptın, simdi baslıyorum oyun arkadaslarımın sayfalarını dolaşmaya :)

Köşenin Delisi dedi ki...

neolitik hanım, özel olacak ama editörlük mü yapıyorsunuz siz yoksa? :) Hayır, eğer öyleyse kıskanacağım da onun için şeyettim :)))

neo dedi ki...

elif,

ofiste bir sürü iş var yaptığım, basın duyurusu, bazı projeler için tanıtıcı metinler yazmak gibi. bazı metinleri "edit etmek" de var bunların içinde ama editör sayılmam. yani kıskanılacak bir durum yok :)

halbuki, "evvet, memleketin en kalburüstü yayınevinde 'baş editörüm' (var mı böyle bi sey bilmiyorum ama olsun) :P, elimden ne metinler geliyor geçiyor, orhan pamuk kitaplarını önce bana okutur, ihsan oktay anar bana danışmadan yeni kitabına başlamaz, arundhati roy yeni türk yazarları benden takip eder" desem mesela, (ay yazarken ben de kıskandım) süper olurdu :)

Köşenin Delisi dedi ki...

:))))